Kategori Arşivleri: Genel

Neden kılıç öğreniyorum ?

Yirmibirinci yüzyılda, ateşli silahların bile neredeyse geçerliliğini yitirmeye başladığı bir zamanda, antik bir silah olan kılıcın kullanımını öğrenmek neden ? Bugün dünya üzerinde yüzlerce organizasyon tarihi kılıç kullanımı üzerine çalışmalar yürütmekte, bu kültürel mirasları hayatta tutmaya çalışmaktadır. Ateşli silahlar öncesi tüm dönemlerin vazgeçilemez savaş öğesi , kimi halkın kalbi, kimi halkın onuru, kimi halkın nefesi olan kılıç, taşıdığı değerler ve yazdığı tarihle bugün halen kişileri kendisine çekmektedir. Bu yazıda heves ve merak duygusuyla ilk adımının atıldığı bu çalışmaların, duygusal bir tatmin dışında kişiye neler kazandırabildiğini, günlük hayatımıza etkilerinin neler olduğunu öğrenebilirsiniz.

Tüm bedenin aktif olarak kullanıldığı, fizik ve ussal özelliklerin en iyi şekilde ve en geniş ölçüde öne çıkartıldığı bu branşlar, üyelerimiz ve sporcularımıza sevdikleri bir hobiyi ve sporu iç içe yapmanın yanısıra şunları da katmaktadır;

  • Zihin – beden koordinasyonu.

  • Geliştirilmiş odak, dikkat ve dürtü kontrolü

  • Geliştirilmiş özsaygı, öz güven ve kararlılık.

  • Fiziksel sağlık ve fitness

  • Zamanlı refleks ve kontrollü denge.

  • Strateji geliştirme, oyun kurma.

Bir sonraki hamlenizi uzun uzun düşünmenize zamanınızın olmadığı satranç oyunudur kılıç sporları ve yanlış hamle direkt mattır…

Tekniği ve Faydaları

Tarihte; savaşmak için, hayatta kalmak için geliştirilmiş bu silahlar ve kullanım yöntemleri, ileri düzeyde zihin-beden koordinasyonu gerektirmekte olduğu gibi, bir müsabakada başarı göstermek için de bu özelliğin dışında kurnaz bir zeka ve kararlılığa sahip olmak gerekmektedir. Bu branşların çalışmaları kişiye bu özellikleri katmaktadır. Ayrıca bu branşlar sağlığa da büyük faydaları olan çalışmalardır.

 

Bu spor, her hamle hareketinde oldukça ağır olan vücudu üstün süratle, çeviklik ve kolaylıkla ileri götürmek ve geri getirmek için çok büyük adele çalışmasını gerektirmektedir. Bu çalışma sayesinde solunum hareketinin gelişmesi ve kan dolaşımının artması , buna bağlı olarak vücut ısısının yükselmesi alınan gıdaların kolayca yakımı ve kana geçirilmesi sağlanmaktadır. Bunlardan başka besi yakımı üzerinde büyük etkisi olduğu gibi ter ve idrar salgısı yönünden bu sporun önemi büyüktür. Ayrıca sinir sistemi üzerinde düzenlemeyi sağlar, özellikle görme ve elle dokunma hislerini geliştirir. Vücudun değişik yerlerine en geniş ölçüde uzanma ve gerilme imkanını vermekte, adelenin en kısa anda harekete geçmesini, gerektiğinde de tekrarlamasını sağlamakta olduğundan en süratli sporlar arasındadır. Ayrıca süratle hareket halinde iken karar verme, hareket ve yön değiştirme imkanını vermekte olduğundan refleksi en geniş ölçüde geliştirmektedir.

DAMASCUS ( Şam ) ÇELİĞİ

En çok oyunlarda rastladığımız ve bazen filmlerde bazen de romanlarda karşımıza çıkabilen bir isim’ Damascus’. Bir tür kılıç mı, yoksa kılıca konmuş büyülü bir isim mi ? Bu konuda geniş bir araştırmaya sahip olan Kemal Elitemiz ‘Damascus Çeliği’nin sırrını bizimle paylaştı. Damascus çeliği, dövülgen ve güçlü, kılıç ve bıçak yapımı için tercih edilen bir tür çelik alaşımıdır. Bu çeliğin ortaya çıkması 900 ile 1300 yılları arasında orta doğuda olmuştur. Sonra bu çeliğin yapım bilgisin ortadan kalkmasının sebebi tam olarak anlaşılamamıştır. Avrupalıların Damascus çeliği ile ilk karşılaşmaları haçlı seferleri esnasında olmuş ve bu efsanevi kalite karşısında donup kalmışlardır.

Bu çelikle yapılmış bir kılıçla ipek mendili havada ikiye bölmek mümkündür, diğer kılıçları hatta taşı kesse bile keskinliğini kaybetmez. Son derece esnektir bükülme ve eğilmelerle kırılmaz. Çelik zırhları kolayca kesebilir ve delebilir. Bu dayanırlık ve mükemmelliğin yanında diğer bir özelliği ise çeliğin sahip olduğu muazzam deseni idi, her kılıcın deseni farklı idi. her deseni bulan usta, desenine bir isim vermişti. Bu desen isimler: Türk kıvrımı, yağmur damlası,Hz. Muhammed’in çorabı gibi.

DAMASCUS ÇELİĞİN GELİŞİMİ

Bir çelik dizimine şekil verirken, alaşımın oluşmasında ve oranların kontrolünde bir dizi karışıklık meydana gelir. Çelikte %2 c den fazla karbon varsa çelik sert olmasına rağmen kolay kırılgan olacaktır. Ya da karbon miktarı %0,5 olursa yumuşak ve dövülgen olacaktır. Demircilerin problemi istedikleri çeliğin sağlam, bilenebilir esnek ve kırılgan olmayan bir alaşımda olmasıydı. Hindistan’da demirciler, yeni bir teknikle. Demir, odun kömürü karışımına cam ilave ederek erittiler ve yüksek saflıkta. Wootz çeliği de denilen. Karbon çeliğini ürettiler. Bu teknik çok yavaş yayıldı, 900 lerde Özbekistan ve Kazakistan 1000 lerde ise orta doğuya ulaştı. Orta doğuda karışıma karpit eklediler. Karpit çelik tabakaları arasındaki mikro partikülleri düzenliyor ve çeliğe esneklik veriyordu çeliği sertleştirmede bir etkisi yoktu.Karpit bantlarını kılıç boyunca ve ortalı koydular böylece kılıçlar diğerlerine nazaran büyük bir esnekliğe sahip oldu. Kılıç parlatıldığında kılıç boyunca helezon bir yapıda ortaya çıkan karpit bantları Damascus çeliğin ilk öncüsü oldu.Buradan hareketle Ortadoğulu kılıç ustaları uzun deneyler sonucu Damascus çeliğini buldular ve savaş silahlarını ürettiler. Bulunan bu tekniğinin en önemli kısmı hind wootz çeliğinin bileşimlerinin değiştirilerek o günün paslanmaz çeliğini keşfetmeleri oldu, ergime esnasında çeliğe katılan değişik materyaller sayesinde günümüz paslanmaz çeliklerinin sertliği ve esnekliği elde edildi. Ergime sonucu oluşan bu çelik kütleye çelik yumurtası adı verildi daha sonra bu yumurta dövülerek tabakalar haline getirildi. Bununla yetinilmedi bu paslanmaz çelik ile yüksek oranda karbon ihtiva eden karbon çeliği ile sıralı tabakalar halinde üst üste konulup sıcak kaynak tekniği denilen ısıtılarak dövülme yolu ile kaynaştırıldı kaynaşan tabakalar katlanıp tekrar dövüldü bu işleme çelik beş yüz kat olacak şekilde devam edildi. Bu sayede her iki ayrı vasıfta çelik çok daha üstün sağlamlık ve esnekliği olan yeni bir çeliğe dönüştü. İki ayrı vasıfta olan çeliğin karışması ve desenler oluşturması çeliğe asit uygulanması ile görünür hale geldi paslanmaz çelik asitten etkilenmediği, karbon çeliğinin ise asitle siyahlaşması sonucu desenler görünür hale geldi bu desenler ise çeliğin isim babası oldu. Damascus çelik yapımı orta doğuda 1300 yıllarına kadar sürdü ve tekniği ile sırları kayboldu.

KAYBOLAN TEKNİK Demir ustaları tekniğin 1600 lere kadar devam ettiğini söyledilerse de bu düşünce tamamen doğru değil zira orijinal metotlarla Damascus çeliği yapımının çok öncesinden kaybolduğu biliniyor. Son zamanlarda metalürji uzmanları ve kimyacılar imalatı gerçekleştirdiklerini iddia ettilerse de sonradan modern teknik ve donanımlarına rağmen orijinal tekniği bulamadıklarını itiraf ettiler. Bilindi ki Damascus çeliği, Avrupa ve Japonya da bilinen şekilde üst üste konmuş çelik tabakalarının dövülerek kaynatılması (sıcak kaynak) ve tekrar katlanarak dövülmesi ile yapılıyordu. Bu kılıçlara asit uygulandığında Damascusa benzer desenler çıkıyordu, Bu benzerlik bir müddet Damascus diye tanıtıldı, fakat modern metalürji bunun yanlış olduğunu kanıtladı.

Çelikteki ham maddelerin Hindistan’dan ithal edildiği uzun süre tartışıldı çünkü Hindistan eritme çeliğin yani wootz çeliğinin merkezi idi, zayıf bir ihtimal olarak ta damascus un Türkmenistan da keşfedildiği düşünüldü. Fakat araştırmalar basit metal örneklerin damascus ta yer almadığını gösteriyordu, bu da kayboluşun nedenlerindendi. Alfred pendray ın araştırmaları. Damascus çeliğinin çok sayıda anahtar cevherin karışımdan oluştuğunu ve bunların ham maddelerinin Hindistan’dan geldiğini ortaya çıkardı. Diğer bir konu ise çeliğin ismi oldu. Bu ilk kez haçlı seferlerinde savaşta duyulmuştu, birçok tarih araştırmacısı onaltıncı asır a kadar İngilizce de bu isme rastlamadılar. Hatta ismin ne olduğu bile tartışmaya açıldı. Birçok kaynak eserde ve kılıcın üzerinde görülen desenlere damascus denmesine rağmen kelime üzerinde de tartışıldı.

Orta doğulu bilgin Al-Beruni ye göre kılıç ismini ustasından alıyordu ustanın adı Damasqui idi. Diğer bir bilgin olan Al-Kindi ise; Çeliğin adının Suriye’ nin başkenti olan DIMIŞK”( damascene ) çeliğe ad verdiğini söylüyordu Damas kelimesi Arapça bir kelime idi ve çağlayarak akan suyun yüzeyindeki harelenmelere damas deniliyordu. Şam halkı sıcak yaz akşamlarında akarsuların kenarında oturur ay ışığında su yüzeyinde oluşan harelenmeleri dile getiren şiir ve besteler yaparlar, bu edebiyat şehre adını verir. Dımışk. Şam’ın Arapça adı olan” DIMIŞK” ile bağlantı kurularak Şam halkına “DIMIŞKΔ adı verildiği birçok kaynaklarda belirtilir. Hatta o kadar ki Şam tekniğini uygulayan ve Şam çeliği ile çalışanlara “DIMIŞKÇI” unvanı verilmiştir. Kanuni Sultan Süleyman’ın saltanatının ilk yıllarında kendisine bayramlık hediye (bayramiye) veren sanatkârlar arasında DIMIŞKÇI Hüseyin in bir Dımışkî yumurta, DIMIŞKÇI Murat’ın on dımışkî yumurta hediye ettiklerini görüyoruz. Burada yumurta deyimi ile kılıç yapımında kullanılan ve kılıç yumurtası diye adlandırılan has çelik kastedilmektedir. 1980 yılında Alfred Pendray ve arkadaşları Oleg Sherby ve Jeff Wadsworth takımı orijinal tekniği yeniden keşfedinceye kadar. Damascus çeliği bir çeşit wootz çeliği olarak bilindi. Bu takım geleneksel metot ile demir ve çok sayıdaki bileşimi kil bir potaya koyup, karışıncaya kadar erittiler ve oluşumu başardılar. Amerika ve Rusya da yaptıkları metalürjik çalışmalarla, bu harika metali yeniden yapmanın yolunu buldular. Tarihi bir gerçekçilikle olmamasına rağmen bu gün desenli dövme çelik damascus olarak birçok tipte imal ediliyor. Değişik özelikte demir ve çelik levhalar üst üste konup ısıtılarak dövülüyor ve bir çelik çubuk haline getiriliyor, desenler tam olarak oluşuncaya kadar katlama burkma işlemi yapıldıktan sonra çeliğe kılıç ya da bıçak şekli veriliyor. Bileme işleminden sonrada asit uygulanarak desenlerin ortaya çıkması sağlanıyor. Diğer bir metot da mokume-gane metodu damascus yapımıdır. Burada altın, gümüş, bakır gibi yumuşak metaller kullanılmıştır, bunlarla da samuray kılıçlarının el koruyucuları, bıçak kılıfları, yüzük, bileklik gibi süs eşyaları yapılmıştır desenler ağaç desenine benzediği için bu tip alaşıma ormanın gözü anlamında mokume-gane denilmiştir bu sanat Japonya ya özgüdür. Bazı eski av tüfek namluları da dövme çelik tellerden dövülerek kaynaklama yolu ile yapılmış bunlara da damascus namlulu tüfekler denilmiştir. Kemal Elitemiz Damascus Hakkında diğer yazılarım.

 
  • Damascus Bıçaklar

  • Damascus Çelik İşçiliği

  • Damascus çelik nedir

  • Damascus linkleri

  • Damascus Tarihi Eserler

ADIMIZ NEDEN KUZGUN ?

Kendimizi ifade de neden Kuzgun’u seçtik ?

Leş yiğici özelliği ile tanınan ve ‘Besle kargayı oysun gözünü’ deyimi ile de olumsuz bir yargıyla sunulan Kargagiller aslında çok asil, gizemli ve kutsal bir geçmişe sahip hayvanlardır. Zekası ve becerileri ile bugün araştırmacıları kendine hayran eden, tarihin akışı boyunca birçok kültür tarafından çok özel duygu ve kavramları ifadede kullanılmış olan kargagillerin, genel özelliklerini, karakterlerini ve tarihteki yerlerini bu yazıda sizlerle paylaşmak istiyorum. Topluluğumuz bu yazıda öğreneceğiniz özellikleri ile kargagillerin en büyüğü olan Kuzgun’u kendini ifade için seçmiştir.

 

Bağlılık : 80 ila 110 yıl yaşam ortalamaları olan kargagiller bu ömrü tek bir eşle tamamlamaktalar. Eşini kaybeden karga ömrünü tek tamamlamayı seçiyor ve yeni bir eş arayışına girmiyor. Bu kuşların, en masum aşk masallarında bulunabilen bu özelliği, hayatın tamda içinde yüce bir içgüdü eşliğinde taşıyor olmaları bağlılığı simgelemede ilk sırada yer almalarını sağlıyor.

Hayatımda en çok etkilendiğim filmler arasında yer alan ‘The Crow/Karga’ şu cümlelerle başlar “eskiden insanlar şuna inanıyorlardı. Biri öldüğü zaman bir karga onun ruhunu ölüler diyarına taşırmış, ama bazen çok kötü birşey olur, korkunç bir üzüntü ruhla beraber taşınır ve ruh dinlenemez.. ve bazen karga yanlış olan şeyleri düzeltmek için ruhu geri getirebilir”’ buna inanan küçük sarah şu sözleride ekler “eğer sevgi gerçekse ve iki insan beraber olmak istiyorsa kimse onları ayıramaz”

Bu Kuzey Amerika yerlilerinin inancının aynısıdır ve belki de bu inancın doğuşunda hakim olan, insanın asırlar boyunca en yüce duygu olarak saydığı halde hiçbir yer ve zamanda sadık kalmayı başaramadığı, dostlarına yada aşklarına verdiği bağlılık yeminini, eşiyle o uzun ömrü boyunca hiç şüphesiz taşıyabilen tek hayvan olmasıdır diye düşünmeden edemiyorum.

Beceri ve uyum : Bu hayvanların taklit yeteneklerinin ne kadar gelişmiş olduğunu bu yeteneğin insan konuşmasını taklite kadar geldiğini 5’e kadar sayabilmeyi öğrenebildiklerini biliyormuydunuz ? 🙂 . Charles Dickens’ın Barnaby Rudge adlı eserini, Edgar Allan Poe’nin şiiri ‘Kuzgun’u okumuş olanlarınız kuzgun’un konuşma gücünün Her iki eserde de önde tutulduğunu hatırlarlar. Bu özelliklleri ile kargagiller dünyanın neresinde olurlarsa olsunlar çevrelerine uyum sağlamakta oldukça başarılılar.

Zeka ve Güç : Hayatta kalma yarışında fiziksel gücün, gelişmiş bir zeka karşısında ne kadar şansı olduğu konusuna girmeye ihtiyaç duymuyorum, bu birçok alanda karşımıza çıkan zaten bildiğimiz bir konu diyerek kargagillerin zekalarından ve zekalarını kullanış ve geliştirme şekillerinden söz edeceğiz.

Fakat deneyler sırasında kuşlara gizli gömme imkanı verilmemiş. Bir kuş yemini gömerken yanında hep diğer bir kuş bulunmuş. Sonuç şu: Kuzgunlar daha sonra sadece çalmış oldukları yemleri gömdükleri yerden çıkararak başka bir yere gömmüşler. Oysa diğer çalma alışkanlığı olmayan kuşlar, yanlarındaki yabancı kuşa güvenmişler. Biyologlar bu deneyden iki sonuç çıkarıyorlar: Deneyim sayesinde kuzgun akıllanıyor hatta ustalaşıyor. Hırsızlık yapan bir kuş, kendi cinsinden bir kuşun aynı şeyi yapabileceğini düşünebiliyor; biyologlar, ‘Kuşlar kendilerini diğerlerinin yerine koyarak ne yapacaklarını kestirebiliyor; bu yetinin bugüne değin sadece primatlarda varolduğu sanılıyordu’ diyor….:)

Kuzgunlar gömdükleri yiyeceklerini kar yağdığında bulabilmek için karın kapatamayacağı yükseklikte taş bulup bunun yakınına gömerler. Kışın taşı karın dışında kalmış küçücük bölgesinden bile tanır ve taşa göre pozisyonu tam kestirerek oradaki karı kazar. 1cm bile hata yapmazlarmış.

 

Birlikte hareket edebilme : Bir Adam ve arkadaşları sık sık kargalara ateş ederler fakat çok az başarı elde ederlerdi ( Kargaların itinayla hazırlanmış takım koruma sistemleri vardır). Böylece, günün birinde adam onları korkutacak bir planla çıkageldi. Yere çok büyük aynalar yerleştirecekler ve böylece kargalar kendi yansımalarını aynada görecekler ve kendi görüntülerinden korkacaklardı. Aslında kargalar aynalar için oldukça meraklandılar. Fakat daha sonra alışılmadık bir biçimde ,teker teker, aynaların tüm yüzeyini kaplayacak şekilde dışkılarını bırakarak bir geçiş yaptılar. Tüneklerinin yanına doğru ilerlediler ve maskaralık yaparak deli gibi bağırdılar 🙂

Müthiş Gözlem : Bir denizcinin gözlemlerinden : ucu ip bağlı içi yemek dolu bir kese üzerine ağırlık bağlanarak denize atılmış yemek suya batarken bir çok kuş etrafında suya dalıp çıkmaya çalışırken karga 1 kaç dakika ortamı inceledikten sonra gagasıyla ipin uzadığı yerden ipi çekerek gemiye çıkatmış ve düğümü açıp yeme ulaşmıştır.

Alet Kullanma yetisi : Başka bir deneyde bir karga ve eşinin önüne gagasıyla ulaşamayacağı bir tüp içinde yemek ve yakınlarında bir yere uzunca bir tel parçası bırakılmış dişi kuş bu teli gagasıyla kıvırıp gerekli şekli elde ettikten sonra yiyeceği tüpün içinde çıkarmayı başarmıştır tüm bunlar sırasında eşi, olanları izleyip dişi yemi çıkardıktan sonra onu eşinden çalmayı tüpte kalan parçaları çıkartmaya tercih etmiştir 🙂 erkeğin bu davranışı ve benzeri hikayelerde kuzgunların yaşamış en kolaycı, sevilmeyen, insanların lanetliler olarak adlandırdığı ama bir işi yaparken yine en zekice çözümlere sahip olan, en yetenekli kılıç ustalarının olsun en yetenekli denizcilerin olsun karşılaşmak istemeyecekleri kadar güçlü hünerlere sahip olan korsanlarla ve hatta şu ana kadar çekilmiş korsan filmleri içersindeki bir korsanın karakterini en iyi yansıtılmış olduğu Jack Sparrrow’ la aynı kaderi paylaştıklarını görmemek imkansız gibi geliyor bana (johnny deep’inde yeteneklerinin bir kargadan altta kalır olmaması ayrı bir hayranlıktan geliyor 🙂

artık sabırsızlıkla beklediğim kuzgunun tarihler boyunca farklı farklı inanışlarda nerelerde tutulduğuna dair olan bölüme geçmek istiyorum. 🙂

Tarih ve gizemli bir kuş

* Vikingler, yelkenlerinde sembol olarak Kuzgunu kullanmıştır.

* Norveç mitolojisinde “Hugin ve Munin” adlı kuzgunlar, tanrı Odin’e dünyadan haber getiren elçiler olarak gözükürler.

* Yine eski bir efsaneye göre, Romalı general Marcus Valerius Corvus, dövüşlerinde miğferinde bir Kuzgun taşırdı. Koca Gaul ile yaptığı mücadelede kuzgunu saldırarak düşmanın dikkatini dağıtmış ve mücadeleden zaferle çıkmasını sağlamıştı.

* Kuzey Amerika yerlilerinin inanışlarına göre, dünyanın yaratıcıları Kuzgunlardır.

* İngiltere’deki bir inanışa göre ülke, Londra Kulesi’ndeki Kuzgunlar yaşadığı sürece hiçbir zaman çökmeyecek ve dışarıdan gelebilecek saldırılara karşı korunacak.

* Bazı dinlerde Kuzgunlar kutsal haberciler yada tanrının gözleri ve kulakları olarak kabul edilir. Eski kelt inancına göre Kuzgunlar Tanrı Bran ve Tanrıça Morrigan’ın sembolleriydi.

* Tevrat’a göre büyük tufandan sonra, Hz. Nuh tarafından dışarı salıverilen ilk hayvan kuzgundu. İncil’de ve Tevrat’ta Kuzgunlar şöyle yer almıştır; Her iki kitapta da Kuzgun kirli bir kuş olarak adlandırılmıştır. Tevrat’ın ilk kitabında, Hz. Nuh, gemiden bir kuzgun salıverir ve selin kuruyup kurumadığını kontrol etmekle görevlendirir.

* Kuzey Amerika’da Haida, Kwakiutl ve Tsimshian yerlilerinin mitolojilerinde kuzgun ruhu, shilelere başvuran bir tanrıdır. Söylenen hikayelerde kuzgun dünyaya ışık veren güneş ve aydan ışığı çalar, ve insanoğlunu cezp ederek bir midye kabuğunun içerisinden çıkarır.

* kızılderili mitolojisinde kuzgun,ruhu huzura kavuşmamış,son dileği yerine gelmemiş kişinin hayata tekrar geri dönmüş halidir.mitolojide geçen hikayede,çocukları son dileğini yerine getirmediği için bir anne kuzgun olarak geri gelir ve her gece evlerinin önünde bekler,hatta çocukları rahatsız eder ta ki onlar kuzgunun aslında anneleri olduğunu anlayana dek.annelerinin onlardan istediği şeyi yaptıklarında bakarlar ki kuzgun bir daha asla görünmez,çünkü ruhu huzura ermiş ve artık ait olduğu diğer dünyada yerini almıştır…”

* Tuva’lar eskiden ölen insanları ak bir beze sararak çevredeki en yüksek kayanın üzerine koyarlarmış. Kaya üzerine konan cesedin yanına bir müddet sonra kuzgunlar konmaya başlarmış.Kuzgunlar cesedi yerlerse o insanın ak ruhu olduğuna ve ruhunun göğe yükseldiğine inanılırmış. Eğer kuzgunlar cesedi yemezlerse o insanın kara ruhlu olduğuna ve ruhunun yer altına gittiğine inanılırmış. * St.Lawrence Adası’nda arkeolojik kazıları sırasında 45 değişik kuşun kemikleri bulunmuştur. Ama özellikle Kuzgun kemikleri yoktur. Bu 1100 yıllık Eskimo uygarlığının Kuzgunlara gösterdiği saygıyı akla getirir

“Besle Kargayı Oysun Gözünü”

Kargalar, özellikle Kuzgunlar ölümün yanında hastalık ve günahın da sembolü olmuşlardır. ‘Tanrının planının bir kusuru varsa, o kusur bu kuşlar olmalıdır’da denir. Shakespeare Macbeth’de der ki; ‘Kuzgun sesiyle kötülüğün kapılarını açar’ ve Othello’da ‘Kuzgun hastalık dolu evin üzerinde dolanır’, ikisinde de kuzgun kötülüğün imzasını bağırır.. Heinrich, ‘kuzgun günahkarla eş anlamlıdır’ der. Bu kuşların böylesi kötü ve uğursuz inanışların içersinde yeralmasındaki etkenler rengi ve leş yemesi gibi biz insanoğlunda kötü fikirler uyandıran özellikleri dışında en önde geleni şakacı ve oyuncu yapılarıdır kanımca şöyle ki; İnsanların karmaşa ile kavgasını seyretmek kuzgunlar için bir eğlence kaynağı olmuştur. Bununla beraber kargaların ve kuzgunların bu oyunbazlık ünü onların espri anlayışları ve oyuncu olmalarından kaynaklanıyor olabilir. Hikayeler onların çalı çırpı yakalamaca oynayarak, buzlu kayalardan sırtüstü kayarak, kendilerinden daha büyük hayvanların kuyruklarını çekerek ve dalma yaparak kışkırtmak gibi maskaralıklar yaptıklarının sayısız örnekleriyle doludur ve bu örnekler burda çok sevimli gibi duruyor olsada iri kanatları ve güçlü bir gagası olan siyah bir kuşun hızla birimize bir dalış yapması gerçekten çok korkutucu ve saldırı niteliği taşıyan bir hareket gibi gözükecektir yada gagasıyla üzerimizde ki elbiseleri çekiştirmesi ve ayarı olmayan darbeleriyle derimizde açacak ufak yaralar. Evet eğer bir karga ile aranızda sıkı bir bağ oluşursa bunlar o ilişkinin kaçınılmazlarıdır çünkü o seni böyle sevecektir seninle oyun oynayacaktır bundardır ki “besle kargayı oysun gözünü” diye bir deyime bile sahibiz 🙂 belki de kedilerde bizim hakkımızda bizim kargalar hakkında düşündüğümüzün ötesinde değillerdir 🙂

 

 

Bir kargayla dost olmak

Bir kargayla dost olmak ona 3 adımdan daha kısa mesafede yaklaşmak elinde isterse fırından yeni çıkmış tavuk butu bile olsa çok zordur etrafında ki her türlü hareketi izleyip bilmediğimiz zihninin güçlü çalışma sisteminde sıkı bir elekten geçirerek hareket eder, ben hayranlığım nededi ile birçok kez dost olmaya çalışmış ama sanki atacağım her adımın yerini önceden biliyormuş gibi hareket ederek uçup gittiğinde bana sadece aptallığımı bırakmışlardır 🙂 her geçen gün hakkında yeni ve etkileyici şeyler öğrendiğim bu hayvana herzaman birazdaha fazla yaklaşma arzum artmaktadır .

Son olarak güçlü hafızalarında eğer kötü bir yer edinirseniz bunu siz yıllar sonra zihninizde hiçbir parçasını taşımıyor olacak olsanızda o hayatının son yıllarına kadar cevabını vereceği bir gün olacağını bilerek yaşar .

Hem olabilecek en iyi dost Hem korkulacak en büyük düşman

 

Edebiyatta Kuzgun

* William Shakespeare oyunlarında sıklıkla kuzgunlara yer vermiştir. Othello bunlardan biridir.

* Charles Dickens’ın Barnaby Rudge adlı eserinde Grip adındaki Kuzgun önemli bir karakterdir.

* Edgar Allan Poe’nin şiiri The Raven’de de kuzgun doğaüstü bir haberci olarak kullanılmıştır. Her iki eserde de kuzgunun konuşma gücü çok öndedir.

* Edebiyat alanında Christopher Marlowe’un oyunu “The Jew of Malta” ve Edmun Spencer’ın “The Faerie Queene” adlı eserinde kuzgun uğursuz, karanlık bir obje olarak kullanılmıştır.

* J. R. R. Tolkien’in Hobbit adlı kitabında da kuzgundan bahsedilir.

* Michio Hoshino’nun kitabından : “ Bazen insanlar yardım dilemek için kuzgunu çağırır. Avlanırken kuzguna söylediğimiz şeylerden biri de şudur ‘Tseek’aal, sits’a nohaaltee’ogh,’ bunun anlamı ‘Büyükbaba bana bir bohça bırak’ tır. Yine kitaptan bir kadının iddiası : “insanlar ormanın derinliklerinde özellikle yalnız olduklarında kuzgunu gördükleri zaman onunla konuşuyorlar. Aynı bizim tanrıya dua ettiğimiz gibi onunla konuşuyorlar.”

 

İlker can Karagülle