Yazar Arşivleri: BiUzmanAdmin

Kılıç tipleri ve özellikleri

En az bronz dönemden beri insan, kılıçlar yapmış ve bu kılıçlar türlü savaşlarda kullanılmıştır. Her topluluk ve döneme has birbirinden farklı pek çok kılıç tipi olmakla birlikte, birbirinden tamamen bağımsız toplumlara ait, benzer amaçlara yönelmiş benzerlik gösteren tipler de mevcuttur. Diğer yandan komşuluk, ticaret ya da daha muhtemel olarak savaş gibi yollarla birbirleriyle etkileşime geçen milletler de birbirlerinin kılıçlarını incelemiş, kopyalamış, değiştirmiş/geliştirmiştir. Ayrıca maden bilimi, demircilik teknikleri geliştikçe ve yeni kaynaklar keşfedildikçe yeni tip büyüklük ve sağlamlıkta kılıçlar yapmak mümkün olmuştur. Kılıcın aktif bir silah olarak bu kadar eskide başlayan serüveninin yalnızca bir kaç yüz yıl önce sona erdiğini düşünürsek, tüm bu süreçlerle birlikte ne kadar çok kılıç tipi ortaya çıktığını tahmin edebilirsiniz sanıyorum.

Peki bu kadar çok çeşit neden? En iyi form bulunduğunda tamamen bu forma mı geçildi? Görülüyor ki hayır, zira kılıç kullanımı tamamen bitene dek hâlâ birden fazla tip ve amaçta kılıçl vardı. Saplama tekniği tamamen daha üstün olduğundan kesici ağız iptal mi edildi? Meç (rapier) ve kısa meçin (small sword) zamanında dahi süvari kılıcı (sabre) ve denizci palası (cutlass) gibi silahlar halen mevcuttu. Hatta devasa boyuttaki çift elli kılıçlar (zweihaender, great sword) ortaçağ değil rönesans döneminde ortaya çıkmış ve kesici ağızlarını kaybetmemişlerdi. Farklı amaç ve kullanım tekniklerine, hatta kullanan kültürdeki insanların vücut yapısına, silahın karşısında kullanılacağı tehdit veya koruma tipine göre, farklı ihtiyaçları karşıladı tasarımlar. Peki bu farklı amaçlar neler? Bunun için kılıçlara genel olarak bir bakalım ;1 – Öncelikle,

kılıçların performansını belirleyen özellikler :

Bir kılıç için en temel olarak sayabileceğimiz özelliklerden bazıları: hız, ağırlık, saldırı etkinliği, sağlamlık, teknik esneklik ve savunma yetisi olabilir. Bu özelliklerin her biri kendi içinde de ayrı dallara ayrılır. Örnek olarak hızı, hız ve çeviklik diye bölmek de mümkün olabilir, ancak biz şimdilik basit tutalım.

Evet, öncelikle bu temel aldığımız özelliklerden bahsedersek :

 

Hız : Kılıcın saldırı ve savunma amaçlı ,gard pozisyonundan amaç doğrultusunda ne kadar çabuk ve çevik bir şekilde hareket edebildiğidir olarak özetleyebiliriz. Hıza etki eden en temel iki etken; ağırlık ve dengedir. Ağırlığın az olması silahın hakimiyetini kolaylaştırıyor ve hareket kabiliyeti kazandırıyor gibi görünse de bu durum aynı zamanda kılıcı güçsüz kılacak ve hafif bir kılıç, darbelerinde büyük güç sağlayamayacaktır ancak, ağırlık arttıkça bu kez doğal olarak savurmak ve savuruşların ardından kılıcı toparlamak zor olacaktır. Yani bu durum; kılıcın kullanım amacına göre ağırlığının belirlenmesini sağlar.

Ve mükemmel bir denge ihtiyacı bu noktada ortaya çıkar. Kılıç savrulduktan sonra ne kadar çabuk toparlanıyor? İsabetli olarak istenilen noktaya yöneltilebiliyor mu ? Duruşlar ve vuruşlar ani biçimde gerçekleştirilebiliyor mu ? Bunların hepsi büyük ölçüde dengeye bağlıdır . Ağırlık merkezi fazla önde olan kılıçlar genelde savuruşların ardından zor toparlanırlar ancak uç kısım kesme hareketlerinde varlığını hissettirir, etkindir. Yine de ağırlık merkezinin önde olması tercih edilmez çünkü hıza ve teknik esnekliğe olumsuz etkisi vardır. İyi dengelenmiş bir kılıç kendisinden daha hafif ancak kötü dengelenmiş bir kılıçtan daha rahat kullanılabilir. Özet olarak hızla ilgili çeşitli boyutları saymak gerekirse;

  • Duran kılıcın ne kadar çabuk darbe için harekete geçirilebildiği ve duruşlar arasında ne kadar çabuk ve rahat geçiş yapabildiği.

  • Sert bir darbe için hareket halindeki kılıcın ne kadar kolay durdurulabildiği ya da darbe sonunda ne kadar kolay toparlanılabildiği.

  • Ard arda ne kadar çabuk ve çok darbe yapılabildiği.

  • Kılıç hareket halindeyken hareket yönünün ya da açısının ne kadar kolay ve çabuk değiştirilebildiği.

Ağırlık : Ağırlık yine hıza etki eden bir özellik olmakla birlikte çok hafif bir kılıç darbelerde, özellikle de sert hedeflere karşı olanlarda, zorlanacak, etkisiz kalacaktır. Çok ağır bir kılıç ise hızlı kullanılamayacağından kullanan kişiyi dez avantaj içerisinde bırakır. Ayrıca ağırlık eğer kullanan insanın savurabilme hızını düşürecek kadar yüksekse bu kez darbe gücünde de olumsuz bir etki yapabilir, nihayetinde darbenin kuvveti çarpma hızı ve çarpan kütlenin bir fonksiyonudur. Hissedilen ağırlığın kullanım tekniğiyle de ilginç bir bağlantısı vardır; sanılanın aksine gerçek bir meç bir melez kılıca yakın ağırlıktadır ve daha küçük bir kabzası vardır, tek elle ve vücuttan direkt olarak uzakta öne doğru tutulur. Bunu özetlemek gerekirse bu durumda ince ve hızlı meçin sanılanın aksine melez kılıçtan biraz daha fazla kol gücüne ihtiyaç duyduğu ortaya çıkar.

Saldırı kuvveti : Kılıcın, gayet basit bir anlatımla, başarılı bir saldırıyla verebileceği zarardır. Ağırlık ile ilgili kısımda bahsettiğim üzere en temel olarak etki eden iki faktör darbe hızı ve darbenin ardındaki kütledir. Ancak burada kılıcın formu ve darbenin açısı & tekniği gibi pek çok etken de devreye girmekte. Kılıç formları denince kılıçla yapılabilecek temel saldırı şekilleri de incelenmeli, bunlarla birlikte bu bölüme daha sonra bakalım. Sağlamlık : Kılıcın savunmada alacağı yada saldırıda sert hedeflere çarptığında karşılacağı darbelere karşı direnci sağlamlığın ilk boyutunu oluşturur. Bir diğer boyut ise kılıcımız eğer kesici bir kılıç ise kesici ağzın dayanıklılığıdır. Kılıçlar belli bir miktar esnek olurlarsa sert hedeflere saldırdıklarında zarar görme ihitmalleri daha az olur, ayrıca kesici ağızlarıda sert darbelerden daha az etkilenecektir. Aksi takdirde başarısız bir kesişin ardından eğrilip o şekilde kalabilirler. Çok fazla esnek bir kılıç ise özellikle savunma olmak üzere çeşitli tekniklerde kılıcın etkinliğini azaltabilir. Ayrıca saplama hareketlerinde kılıcın çok fazla esnek olmaması gerekir, deliş gücünü azaltacaktır.

Teknik esneklik : Kılıçların kullanım amacı ve yapılarına göre farklı kullanım teknikleri vardır. Bazı temeller hemen tüm kılıç okulları ve kültürlerde ortak olmakla birlikte, bir kılıçla yapılabilecek bir kesme hareketi diğerinde verimli olamayabilir. Batırma hareketleride yine kılıcın uç şekli, denge noktası, esnekliği yada eğri olup olmaması gibi etkenlere göre çok farklı olabilir. Kılıç tasarımları pek çok başka şeyinde tasarlanmasında olduğu gibi aynı işi yerine getirmek için olan fakat birbirleriyle çelişen ihtiyaçlar arasından birinin diğeri için belli milktarda yada tamamen feda edilmesiyle ilgilidir. Eğer kılıç tamamen kesmeye yönelecekse oldukça eğri ve tek ağızlı olması idealdir. Ancak bu durumda kılıç batırma hareketlerinde neredeyse kullanılamaz hale gelecek ve sadece tek ağzı iş görür olacaktır. Bu yüzden bu yapıya göre tekniklerle kullanılır. Düz bir kılıçta ise her iki ağızda keskin olabilir.

Eğri bir kılıç kadar iyi kesemeyecek olsalarda her iki yöndede kesebileceklerinden dolayı teknik olarak önemli bir esneklik sağlamış olurlar. Aynı şekilde batırma ve kılıçların birbirine kenetlenmesi durumlarında da düz kılıçlar rahatlık sağlar, bir diğer artıları ise aynı ağırlıktaki bir eğri kılıca göre daha uzun erimleri olmasıdır. Diğer yandan düz kılıçlar en etkili kesme hareketini direkt darbe ile gerçekleştirebilirken kesici ağızların hedef üzerinde ileri yada geri kaydırılması ile gerçekleştirilen kesme tipinde daha az başarılıdırlar. Bu durumda eğri kılıçlar özellikle yakın mesafelerde bu şekilde bir kullanımla farklı bir teknik esneklik sağlamış olurlar. Yanlızca kesmeye yönelme durumunda olduğu gibi yalnızca saplamaya yönelmiş kılıçlarda da belirli çerçeveler doğrultusunda hareket edilebilir. Kılıç kullanıcısı karışalama/karşı saldırı durumlarında ani ve zarar verici kesme hareketlerinden faydalanamaz. Ayrıca batırmaya optimize edilmiş kılıçlar genellikle formları gereği özelliklede sert darbelere karşı savunmada diğer kılıçlara nazaran daha az etkilidirler. Teknik esnekliğin bir başka boyutuda kılıcın tek elle, çift elle yada her iki şekilde de kullanılabilmesidir. Serbest el ikinci bir silah yada savunma aracı kullanımında kullanılabilir. Yada silahı hem tek hem çift elle kullanmak mümkün ise serbest bırakılan el rakip silahı zaptetme, eklem kilitleme yada rakibi yere düşürme amacı ile kullanılabilir. Bunun dışında kılıcın kabza ve balçak (crossguard) bölümlerininde kendi başlarına silah olarak kullanılabilmeside bu özelliğin ayrı bir boyutudur. Bu alanın bir başka boyutu ise kılıcın bıçak kısmından kavranıp “half-sword” denilen tekniklerde kullanılıp kullanılamayacağıdır.

Kısaca özetlemek gerekirse bir kılıcın teknik esnekliği; kılıcın formunun ne kadar farklı hareket ve tekniğe izin verdiği yada ne kadarını kısıtladığı ile ilgilidir diyebiliriz. Kılıcın uzunluğu da burada ilginç bir noktadır. Uzun bir kılıçla daha uzun bir erimimiz olur ve rakibi kontrol edebiliriz ama manevra imkanımız biraz daha zorlaşabilir. Açık alanlarda bu pek sorun değildir ve uzun bir kılıçla rahatça istediğimiz tekniği uygulayabiliriz. Kapalı bir mekan ve küçük yerlerde ise kılıcın savuruşlar, duruş değişiklikleri ve her türlü manevra için ihtiyaç duyduğu alanı bulamayabiliriz. Savunma yetisi : Kılıçlar her ne kadar temel olarak atak amaçlı olsalar da, aynı biçimde savunma için kullanılmalarıda pek çoğunun temel özelliklerindendir. Genel olarak kısa kılıçların defansif olarak daha az etkin olduklarını söyleyebiliriz. Ayrıca balçak kısımlarının uzunluğu ve açılarına göre rakip kılıcı kilitleme ve yönlendirme için kullanılabilirler. Formu izin veriyorsa kılıç yine half-sword şeklinde kavranıp çok sert bir darbeyi durdurmak için kullanılabilir. Çok fazla esnek olan kılıçların gösteri dışında bir fonksiyonu olmamasının bir nedeni de savunma için kullanılma ihtimallerinin düşüklüğüdür. Rakibin karşıladığınız darbesinin kılıcınızı eğip aşarak size doğru yoluna devam etmesini görmek istemezsiniz… Evet, bir kılıcın temel özelliklerini genel bir bakışla inceledik. Aslında her biri daha derinleştirilebilecek ve haklarında en az birer makale yazılabilecek şeyler olmakla birlikte, yazıdaki ana araştırma konumuz olan farklı kılıç formlarının varlığının amacı ve avantaj/dezavantajları konusunda, ihtiyacımız olan bilgileri ve fikri verebilmeleri için yeterli derinlikte bir bakışla tüm dünyada üretilmiş farklı kılıçlar ile ilgili incelememize başlamış olduk. Başlangıçtan itibaren dahi görülebileceği üzere bir kılıçtan bir alanda verim almak için diğer bir alandan feda etme gerekliliği söz konusu. Buradan da anlaşılacağı üzere kılıçlar farklı amaçlara hizmet etmek için farklı şekillerde uzmanlaşmıştır.

 

Erdeniz SANLAV

Neden kılıç öğreniyorum ?

Yirmibirinci yüzyılda, ateşli silahların bile neredeyse geçerliliğini yitirmeye başladığı bir zamanda, antik bir silah olan kılıcın kullanımını öğrenmek neden ? Bugün dünya üzerinde yüzlerce organizasyon tarihi kılıç kullanımı üzerine çalışmalar yürütmekte, bu kültürel mirasları hayatta tutmaya çalışmaktadır. Ateşli silahlar öncesi tüm dönemlerin vazgeçilemez savaş öğesi , kimi halkın kalbi, kimi halkın onuru, kimi halkın nefesi olan kılıç, taşıdığı değerler ve yazdığı tarihle bugün halen kişileri kendisine çekmektedir. Bu yazıda heves ve merak duygusuyla ilk adımının atıldığı bu çalışmaların, duygusal bir tatmin dışında kişiye neler kazandırabildiğini, günlük hayatımıza etkilerinin neler olduğunu öğrenebilirsiniz.

Tüm bedenin aktif olarak kullanıldığı, fizik ve ussal özelliklerin en iyi şekilde ve en geniş ölçüde öne çıkartıldığı bu branşlar, üyelerimiz ve sporcularımıza sevdikleri bir hobiyi ve sporu iç içe yapmanın yanısıra şunları da katmaktadır;

  • Zihin – beden koordinasyonu.

  • Geliştirilmiş odak, dikkat ve dürtü kontrolü

  • Geliştirilmiş özsaygı, öz güven ve kararlılık.

  • Fiziksel sağlık ve fitness

  • Zamanlı refleks ve kontrollü denge.

  • Strateji geliştirme, oyun kurma.

Bir sonraki hamlenizi uzun uzun düşünmenize zamanınızın olmadığı satranç oyunudur kılıç sporları ve yanlış hamle direkt mattır…

Tekniği ve Faydaları

Tarihte; savaşmak için, hayatta kalmak için geliştirilmiş bu silahlar ve kullanım yöntemleri, ileri düzeyde zihin-beden koordinasyonu gerektirmekte olduğu gibi, bir müsabakada başarı göstermek için de bu özelliğin dışında kurnaz bir zeka ve kararlılığa sahip olmak gerekmektedir. Bu branşların çalışmaları kişiye bu özellikleri katmaktadır. Ayrıca bu branşlar sağlığa da büyük faydaları olan çalışmalardır.

 

Bu spor, her hamle hareketinde oldukça ağır olan vücudu üstün süratle, çeviklik ve kolaylıkla ileri götürmek ve geri getirmek için çok büyük adele çalışmasını gerektirmektedir. Bu çalışma sayesinde solunum hareketinin gelişmesi ve kan dolaşımının artması , buna bağlı olarak vücut ısısının yükselmesi alınan gıdaların kolayca yakımı ve kana geçirilmesi sağlanmaktadır. Bunlardan başka besi yakımı üzerinde büyük etkisi olduğu gibi ter ve idrar salgısı yönünden bu sporun önemi büyüktür. Ayrıca sinir sistemi üzerinde düzenlemeyi sağlar, özellikle görme ve elle dokunma hislerini geliştirir. Vücudun değişik yerlerine en geniş ölçüde uzanma ve gerilme imkanını vermekte, adelenin en kısa anda harekete geçmesini, gerektiğinde de tekrarlamasını sağlamakta olduğundan en süratli sporlar arasındadır. Ayrıca süratle hareket halinde iken karar verme, hareket ve yön değiştirme imkanını vermekte olduğundan refleksi en geniş ölçüde geliştirmektedir.

DAMASCUS ( Şam ) ÇELİĞİ

En çok oyunlarda rastladığımız ve bazen filmlerde bazen de romanlarda karşımıza çıkabilen bir isim’ Damascus’. Bir tür kılıç mı, yoksa kılıca konmuş büyülü bir isim mi ? Bu konuda geniş bir araştırmaya sahip olan Kemal Elitemiz ‘Damascus Çeliği’nin sırrını bizimle paylaştı. Damascus çeliği, dövülgen ve güçlü, kılıç ve bıçak yapımı için tercih edilen bir tür çelik alaşımıdır. Bu çeliğin ortaya çıkması 900 ile 1300 yılları arasında orta doğuda olmuştur. Sonra bu çeliğin yapım bilgisin ortadan kalkmasının sebebi tam olarak anlaşılamamıştır. Avrupalıların Damascus çeliği ile ilk karşılaşmaları haçlı seferleri esnasında olmuş ve bu efsanevi kalite karşısında donup kalmışlardır.

Bu çelikle yapılmış bir kılıçla ipek mendili havada ikiye bölmek mümkündür, diğer kılıçları hatta taşı kesse bile keskinliğini kaybetmez. Son derece esnektir bükülme ve eğilmelerle kırılmaz. Çelik zırhları kolayca kesebilir ve delebilir. Bu dayanırlık ve mükemmelliğin yanında diğer bir özelliği ise çeliğin sahip olduğu muazzam deseni idi, her kılıcın deseni farklı idi. her deseni bulan usta, desenine bir isim vermişti. Bu desen isimler: Türk kıvrımı, yağmur damlası,Hz. Muhammed’in çorabı gibi.

DAMASCUS ÇELİĞİN GELİŞİMİ

Bir çelik dizimine şekil verirken, alaşımın oluşmasında ve oranların kontrolünde bir dizi karışıklık meydana gelir. Çelikte %2 c den fazla karbon varsa çelik sert olmasına rağmen kolay kırılgan olacaktır. Ya da karbon miktarı %0,5 olursa yumuşak ve dövülgen olacaktır. Demircilerin problemi istedikleri çeliğin sağlam, bilenebilir esnek ve kırılgan olmayan bir alaşımda olmasıydı. Hindistan’da demirciler, yeni bir teknikle. Demir, odun kömürü karışımına cam ilave ederek erittiler ve yüksek saflıkta. Wootz çeliği de denilen. Karbon çeliğini ürettiler. Bu teknik çok yavaş yayıldı, 900 lerde Özbekistan ve Kazakistan 1000 lerde ise orta doğuya ulaştı. Orta doğuda karışıma karpit eklediler. Karpit çelik tabakaları arasındaki mikro partikülleri düzenliyor ve çeliğe esneklik veriyordu çeliği sertleştirmede bir etkisi yoktu.Karpit bantlarını kılıç boyunca ve ortalı koydular böylece kılıçlar diğerlerine nazaran büyük bir esnekliğe sahip oldu. Kılıç parlatıldığında kılıç boyunca helezon bir yapıda ortaya çıkan karpit bantları Damascus çeliğin ilk öncüsü oldu.Buradan hareketle Ortadoğulu kılıç ustaları uzun deneyler sonucu Damascus çeliğini buldular ve savaş silahlarını ürettiler. Bulunan bu tekniğinin en önemli kısmı hind wootz çeliğinin bileşimlerinin değiştirilerek o günün paslanmaz çeliğini keşfetmeleri oldu, ergime esnasında çeliğe katılan değişik materyaller sayesinde günümüz paslanmaz çeliklerinin sertliği ve esnekliği elde edildi. Ergime sonucu oluşan bu çelik kütleye çelik yumurtası adı verildi daha sonra bu yumurta dövülerek tabakalar haline getirildi. Bununla yetinilmedi bu paslanmaz çelik ile yüksek oranda karbon ihtiva eden karbon çeliği ile sıralı tabakalar halinde üst üste konulup sıcak kaynak tekniği denilen ısıtılarak dövülme yolu ile kaynaştırıldı kaynaşan tabakalar katlanıp tekrar dövüldü bu işleme çelik beş yüz kat olacak şekilde devam edildi. Bu sayede her iki ayrı vasıfta çelik çok daha üstün sağlamlık ve esnekliği olan yeni bir çeliğe dönüştü. İki ayrı vasıfta olan çeliğin karışması ve desenler oluşturması çeliğe asit uygulanması ile görünür hale geldi paslanmaz çelik asitten etkilenmediği, karbon çeliğinin ise asitle siyahlaşması sonucu desenler görünür hale geldi bu desenler ise çeliğin isim babası oldu. Damascus çelik yapımı orta doğuda 1300 yıllarına kadar sürdü ve tekniği ile sırları kayboldu.

KAYBOLAN TEKNİK Demir ustaları tekniğin 1600 lere kadar devam ettiğini söyledilerse de bu düşünce tamamen doğru değil zira orijinal metotlarla Damascus çeliği yapımının çok öncesinden kaybolduğu biliniyor. Son zamanlarda metalürji uzmanları ve kimyacılar imalatı gerçekleştirdiklerini iddia ettilerse de sonradan modern teknik ve donanımlarına rağmen orijinal tekniği bulamadıklarını itiraf ettiler. Bilindi ki Damascus çeliği, Avrupa ve Japonya da bilinen şekilde üst üste konmuş çelik tabakalarının dövülerek kaynatılması (sıcak kaynak) ve tekrar katlanarak dövülmesi ile yapılıyordu. Bu kılıçlara asit uygulandığında Damascusa benzer desenler çıkıyordu, Bu benzerlik bir müddet Damascus diye tanıtıldı, fakat modern metalürji bunun yanlış olduğunu kanıtladı.

Çelikteki ham maddelerin Hindistan’dan ithal edildiği uzun süre tartışıldı çünkü Hindistan eritme çeliğin yani wootz çeliğinin merkezi idi, zayıf bir ihtimal olarak ta damascus un Türkmenistan da keşfedildiği düşünüldü. Fakat araştırmalar basit metal örneklerin damascus ta yer almadığını gösteriyordu, bu da kayboluşun nedenlerindendi. Alfred pendray ın araştırmaları. Damascus çeliğinin çok sayıda anahtar cevherin karışımdan oluştuğunu ve bunların ham maddelerinin Hindistan’dan geldiğini ortaya çıkardı. Diğer bir konu ise çeliğin ismi oldu. Bu ilk kez haçlı seferlerinde savaşta duyulmuştu, birçok tarih araştırmacısı onaltıncı asır a kadar İngilizce de bu isme rastlamadılar. Hatta ismin ne olduğu bile tartışmaya açıldı. Birçok kaynak eserde ve kılıcın üzerinde görülen desenlere damascus denmesine rağmen kelime üzerinde de tartışıldı.

Orta doğulu bilgin Al-Beruni ye göre kılıç ismini ustasından alıyordu ustanın adı Damasqui idi. Diğer bir bilgin olan Al-Kindi ise; Çeliğin adının Suriye’ nin başkenti olan DIMIŞK”( damascene ) çeliğe ad verdiğini söylüyordu Damas kelimesi Arapça bir kelime idi ve çağlayarak akan suyun yüzeyindeki harelenmelere damas deniliyordu. Şam halkı sıcak yaz akşamlarında akarsuların kenarında oturur ay ışığında su yüzeyinde oluşan harelenmeleri dile getiren şiir ve besteler yaparlar, bu edebiyat şehre adını verir. Dımışk. Şam’ın Arapça adı olan” DIMIŞK” ile bağlantı kurularak Şam halkına “DIMIŞKΔ adı verildiği birçok kaynaklarda belirtilir. Hatta o kadar ki Şam tekniğini uygulayan ve Şam çeliği ile çalışanlara “DIMIŞKÇI” unvanı verilmiştir. Kanuni Sultan Süleyman’ın saltanatının ilk yıllarında kendisine bayramlık hediye (bayramiye) veren sanatkârlar arasında DIMIŞKÇI Hüseyin in bir Dımışkî yumurta, DIMIŞKÇI Murat’ın on dımışkî yumurta hediye ettiklerini görüyoruz. Burada yumurta deyimi ile kılıç yapımında kullanılan ve kılıç yumurtası diye adlandırılan has çelik kastedilmektedir. 1980 yılında Alfred Pendray ve arkadaşları Oleg Sherby ve Jeff Wadsworth takımı orijinal tekniği yeniden keşfedinceye kadar. Damascus çeliği bir çeşit wootz çeliği olarak bilindi. Bu takım geleneksel metot ile demir ve çok sayıdaki bileşimi kil bir potaya koyup, karışıncaya kadar erittiler ve oluşumu başardılar. Amerika ve Rusya da yaptıkları metalürjik çalışmalarla, bu harika metali yeniden yapmanın yolunu buldular. Tarihi bir gerçekçilikle olmamasına rağmen bu gün desenli dövme çelik damascus olarak birçok tipte imal ediliyor. Değişik özelikte demir ve çelik levhalar üst üste konup ısıtılarak dövülüyor ve bir çelik çubuk haline getiriliyor, desenler tam olarak oluşuncaya kadar katlama burkma işlemi yapıldıktan sonra çeliğe kılıç ya da bıçak şekli veriliyor. Bileme işleminden sonrada asit uygulanarak desenlerin ortaya çıkması sağlanıyor. Diğer bir metot da mokume-gane metodu damascus yapımıdır. Burada altın, gümüş, bakır gibi yumuşak metaller kullanılmıştır, bunlarla da samuray kılıçlarının el koruyucuları, bıçak kılıfları, yüzük, bileklik gibi süs eşyaları yapılmıştır desenler ağaç desenine benzediği için bu tip alaşıma ormanın gözü anlamında mokume-gane denilmiştir bu sanat Japonya ya özgüdür. Bazı eski av tüfek namluları da dövme çelik tellerden dövülerek kaynaklama yolu ile yapılmış bunlara da damascus namlulu tüfekler denilmiştir. Kemal Elitemiz Damascus Hakkında diğer yazılarım.

 
  • Damascus Bıçaklar

  • Damascus Çelik İşçiliği

  • Damascus çelik nedir

  • Damascus linkleri

  • Damascus Tarihi Eserler

ADIMIZ NEDEN KUZGUN ?

Kendimizi ifade de neden Kuzgun’u seçtik ?

Leş yiğici özelliği ile tanınan ve ‘Besle kargayı oysun gözünü’ deyimi ile de olumsuz bir yargıyla sunulan Kargagiller aslında çok asil, gizemli ve kutsal bir geçmişe sahip hayvanlardır. Zekası ve becerileri ile bugün araştırmacıları kendine hayran eden, tarihin akışı boyunca birçok kültür tarafından çok özel duygu ve kavramları ifadede kullanılmış olan kargagillerin, genel özelliklerini, karakterlerini ve tarihteki yerlerini bu yazıda sizlerle paylaşmak istiyorum. Topluluğumuz bu yazıda öğreneceğiniz özellikleri ile kargagillerin en büyüğü olan Kuzgun’u kendini ifade için seçmiştir.

 

Bağlılık : 80 ila 110 yıl yaşam ortalamaları olan kargagiller bu ömrü tek bir eşle tamamlamaktalar. Eşini kaybeden karga ömrünü tek tamamlamayı seçiyor ve yeni bir eş arayışına girmiyor. Bu kuşların, en masum aşk masallarında bulunabilen bu özelliği, hayatın tamda içinde yüce bir içgüdü eşliğinde taşıyor olmaları bağlılığı simgelemede ilk sırada yer almalarını sağlıyor.

Hayatımda en çok etkilendiğim filmler arasında yer alan ‘The Crow/Karga’ şu cümlelerle başlar “eskiden insanlar şuna inanıyorlardı. Biri öldüğü zaman bir karga onun ruhunu ölüler diyarına taşırmış, ama bazen çok kötü birşey olur, korkunç bir üzüntü ruhla beraber taşınır ve ruh dinlenemez.. ve bazen karga yanlış olan şeyleri düzeltmek için ruhu geri getirebilir”’ buna inanan küçük sarah şu sözleride ekler “eğer sevgi gerçekse ve iki insan beraber olmak istiyorsa kimse onları ayıramaz”

Bu Kuzey Amerika yerlilerinin inancının aynısıdır ve belki de bu inancın doğuşunda hakim olan, insanın asırlar boyunca en yüce duygu olarak saydığı halde hiçbir yer ve zamanda sadık kalmayı başaramadığı, dostlarına yada aşklarına verdiği bağlılık yeminini, eşiyle o uzun ömrü boyunca hiç şüphesiz taşıyabilen tek hayvan olmasıdır diye düşünmeden edemiyorum.

Beceri ve uyum : Bu hayvanların taklit yeteneklerinin ne kadar gelişmiş olduğunu bu yeteneğin insan konuşmasını taklite kadar geldiğini 5’e kadar sayabilmeyi öğrenebildiklerini biliyormuydunuz ? 🙂 . Charles Dickens’ın Barnaby Rudge adlı eserini, Edgar Allan Poe’nin şiiri ‘Kuzgun’u okumuş olanlarınız kuzgun’un konuşma gücünün Her iki eserde de önde tutulduğunu hatırlarlar. Bu özelliklleri ile kargagiller dünyanın neresinde olurlarsa olsunlar çevrelerine uyum sağlamakta oldukça başarılılar.

Zeka ve Güç : Hayatta kalma yarışında fiziksel gücün, gelişmiş bir zeka karşısında ne kadar şansı olduğu konusuna girmeye ihtiyaç duymuyorum, bu birçok alanda karşımıza çıkan zaten bildiğimiz bir konu diyerek kargagillerin zekalarından ve zekalarını kullanış ve geliştirme şekillerinden söz edeceğiz.

Fakat deneyler sırasında kuşlara gizli gömme imkanı verilmemiş. Bir kuş yemini gömerken yanında hep diğer bir kuş bulunmuş. Sonuç şu: Kuzgunlar daha sonra sadece çalmış oldukları yemleri gömdükleri yerden çıkararak başka bir yere gömmüşler. Oysa diğer çalma alışkanlığı olmayan kuşlar, yanlarındaki yabancı kuşa güvenmişler. Biyologlar bu deneyden iki sonuç çıkarıyorlar: Deneyim sayesinde kuzgun akıllanıyor hatta ustalaşıyor. Hırsızlık yapan bir kuş, kendi cinsinden bir kuşun aynı şeyi yapabileceğini düşünebiliyor; biyologlar, ‘Kuşlar kendilerini diğerlerinin yerine koyarak ne yapacaklarını kestirebiliyor; bu yetinin bugüne değin sadece primatlarda varolduğu sanılıyordu’ diyor….:)

Kuzgunlar gömdükleri yiyeceklerini kar yağdığında bulabilmek için karın kapatamayacağı yükseklikte taş bulup bunun yakınına gömerler. Kışın taşı karın dışında kalmış küçücük bölgesinden bile tanır ve taşa göre pozisyonu tam kestirerek oradaki karı kazar. 1cm bile hata yapmazlarmış.

 

Birlikte hareket edebilme : Bir Adam ve arkadaşları sık sık kargalara ateş ederler fakat çok az başarı elde ederlerdi ( Kargaların itinayla hazırlanmış takım koruma sistemleri vardır). Böylece, günün birinde adam onları korkutacak bir planla çıkageldi. Yere çok büyük aynalar yerleştirecekler ve böylece kargalar kendi yansımalarını aynada görecekler ve kendi görüntülerinden korkacaklardı. Aslında kargalar aynalar için oldukça meraklandılar. Fakat daha sonra alışılmadık bir biçimde ,teker teker, aynaların tüm yüzeyini kaplayacak şekilde dışkılarını bırakarak bir geçiş yaptılar. Tüneklerinin yanına doğru ilerlediler ve maskaralık yaparak deli gibi bağırdılar 🙂

Müthiş Gözlem : Bir denizcinin gözlemlerinden : ucu ip bağlı içi yemek dolu bir kese üzerine ağırlık bağlanarak denize atılmış yemek suya batarken bir çok kuş etrafında suya dalıp çıkmaya çalışırken karga 1 kaç dakika ortamı inceledikten sonra gagasıyla ipin uzadığı yerden ipi çekerek gemiye çıkatmış ve düğümü açıp yeme ulaşmıştır.

Alet Kullanma yetisi : Başka bir deneyde bir karga ve eşinin önüne gagasıyla ulaşamayacağı bir tüp içinde yemek ve yakınlarında bir yere uzunca bir tel parçası bırakılmış dişi kuş bu teli gagasıyla kıvırıp gerekli şekli elde ettikten sonra yiyeceği tüpün içinde çıkarmayı başarmıştır tüm bunlar sırasında eşi, olanları izleyip dişi yemi çıkardıktan sonra onu eşinden çalmayı tüpte kalan parçaları çıkartmaya tercih etmiştir 🙂 erkeğin bu davranışı ve benzeri hikayelerde kuzgunların yaşamış en kolaycı, sevilmeyen, insanların lanetliler olarak adlandırdığı ama bir işi yaparken yine en zekice çözümlere sahip olan, en yetenekli kılıç ustalarının olsun en yetenekli denizcilerin olsun karşılaşmak istemeyecekleri kadar güçlü hünerlere sahip olan korsanlarla ve hatta şu ana kadar çekilmiş korsan filmleri içersindeki bir korsanın karakterini en iyi yansıtılmış olduğu Jack Sparrrow’ la aynı kaderi paylaştıklarını görmemek imkansız gibi geliyor bana (johnny deep’inde yeteneklerinin bir kargadan altta kalır olmaması ayrı bir hayranlıktan geliyor 🙂

artık sabırsızlıkla beklediğim kuzgunun tarihler boyunca farklı farklı inanışlarda nerelerde tutulduğuna dair olan bölüme geçmek istiyorum. 🙂

Tarih ve gizemli bir kuş

* Vikingler, yelkenlerinde sembol olarak Kuzgunu kullanmıştır.

* Norveç mitolojisinde “Hugin ve Munin” adlı kuzgunlar, tanrı Odin’e dünyadan haber getiren elçiler olarak gözükürler.

* Yine eski bir efsaneye göre, Romalı general Marcus Valerius Corvus, dövüşlerinde miğferinde bir Kuzgun taşırdı. Koca Gaul ile yaptığı mücadelede kuzgunu saldırarak düşmanın dikkatini dağıtmış ve mücadeleden zaferle çıkmasını sağlamıştı.

* Kuzey Amerika yerlilerinin inanışlarına göre, dünyanın yaratıcıları Kuzgunlardır.

* İngiltere’deki bir inanışa göre ülke, Londra Kulesi’ndeki Kuzgunlar yaşadığı sürece hiçbir zaman çökmeyecek ve dışarıdan gelebilecek saldırılara karşı korunacak.

* Bazı dinlerde Kuzgunlar kutsal haberciler yada tanrının gözleri ve kulakları olarak kabul edilir. Eski kelt inancına göre Kuzgunlar Tanrı Bran ve Tanrıça Morrigan’ın sembolleriydi.

* Tevrat’a göre büyük tufandan sonra, Hz. Nuh tarafından dışarı salıverilen ilk hayvan kuzgundu. İncil’de ve Tevrat’ta Kuzgunlar şöyle yer almıştır; Her iki kitapta da Kuzgun kirli bir kuş olarak adlandırılmıştır. Tevrat’ın ilk kitabında, Hz. Nuh, gemiden bir kuzgun salıverir ve selin kuruyup kurumadığını kontrol etmekle görevlendirir.

* Kuzey Amerika’da Haida, Kwakiutl ve Tsimshian yerlilerinin mitolojilerinde kuzgun ruhu, shilelere başvuran bir tanrıdır. Söylenen hikayelerde kuzgun dünyaya ışık veren güneş ve aydan ışığı çalar, ve insanoğlunu cezp ederek bir midye kabuğunun içerisinden çıkarır.

* kızılderili mitolojisinde kuzgun,ruhu huzura kavuşmamış,son dileği yerine gelmemiş kişinin hayata tekrar geri dönmüş halidir.mitolojide geçen hikayede,çocukları son dileğini yerine getirmediği için bir anne kuzgun olarak geri gelir ve her gece evlerinin önünde bekler,hatta çocukları rahatsız eder ta ki onlar kuzgunun aslında anneleri olduğunu anlayana dek.annelerinin onlardan istediği şeyi yaptıklarında bakarlar ki kuzgun bir daha asla görünmez,çünkü ruhu huzura ermiş ve artık ait olduğu diğer dünyada yerini almıştır…”

* Tuva’lar eskiden ölen insanları ak bir beze sararak çevredeki en yüksek kayanın üzerine koyarlarmış. Kaya üzerine konan cesedin yanına bir müddet sonra kuzgunlar konmaya başlarmış.Kuzgunlar cesedi yerlerse o insanın ak ruhu olduğuna ve ruhunun göğe yükseldiğine inanılırmış. Eğer kuzgunlar cesedi yemezlerse o insanın kara ruhlu olduğuna ve ruhunun yer altına gittiğine inanılırmış. * St.Lawrence Adası’nda arkeolojik kazıları sırasında 45 değişik kuşun kemikleri bulunmuştur. Ama özellikle Kuzgun kemikleri yoktur. Bu 1100 yıllık Eskimo uygarlığının Kuzgunlara gösterdiği saygıyı akla getirir

“Besle Kargayı Oysun Gözünü”

Kargalar, özellikle Kuzgunlar ölümün yanında hastalık ve günahın da sembolü olmuşlardır. ‘Tanrının planının bir kusuru varsa, o kusur bu kuşlar olmalıdır’da denir. Shakespeare Macbeth’de der ki; ‘Kuzgun sesiyle kötülüğün kapılarını açar’ ve Othello’da ‘Kuzgun hastalık dolu evin üzerinde dolanır’, ikisinde de kuzgun kötülüğün imzasını bağırır.. Heinrich, ‘kuzgun günahkarla eş anlamlıdır’ der. Bu kuşların böylesi kötü ve uğursuz inanışların içersinde yeralmasındaki etkenler rengi ve leş yemesi gibi biz insanoğlunda kötü fikirler uyandıran özellikleri dışında en önde geleni şakacı ve oyuncu yapılarıdır kanımca şöyle ki; İnsanların karmaşa ile kavgasını seyretmek kuzgunlar için bir eğlence kaynağı olmuştur. Bununla beraber kargaların ve kuzgunların bu oyunbazlık ünü onların espri anlayışları ve oyuncu olmalarından kaynaklanıyor olabilir. Hikayeler onların çalı çırpı yakalamaca oynayarak, buzlu kayalardan sırtüstü kayarak, kendilerinden daha büyük hayvanların kuyruklarını çekerek ve dalma yaparak kışkırtmak gibi maskaralıklar yaptıklarının sayısız örnekleriyle doludur ve bu örnekler burda çok sevimli gibi duruyor olsada iri kanatları ve güçlü bir gagası olan siyah bir kuşun hızla birimize bir dalış yapması gerçekten çok korkutucu ve saldırı niteliği taşıyan bir hareket gibi gözükecektir yada gagasıyla üzerimizde ki elbiseleri çekiştirmesi ve ayarı olmayan darbeleriyle derimizde açacak ufak yaralar. Evet eğer bir karga ile aranızda sıkı bir bağ oluşursa bunlar o ilişkinin kaçınılmazlarıdır çünkü o seni böyle sevecektir seninle oyun oynayacaktır bundardır ki “besle kargayı oysun gözünü” diye bir deyime bile sahibiz 🙂 belki de kedilerde bizim hakkımızda bizim kargalar hakkında düşündüğümüzün ötesinde değillerdir 🙂

 

 

Bir kargayla dost olmak

Bir kargayla dost olmak ona 3 adımdan daha kısa mesafede yaklaşmak elinde isterse fırından yeni çıkmış tavuk butu bile olsa çok zordur etrafında ki her türlü hareketi izleyip bilmediğimiz zihninin güçlü çalışma sisteminde sıkı bir elekten geçirerek hareket eder, ben hayranlığım nededi ile birçok kez dost olmaya çalışmış ama sanki atacağım her adımın yerini önceden biliyormuş gibi hareket ederek uçup gittiğinde bana sadece aptallığımı bırakmışlardır 🙂 her geçen gün hakkında yeni ve etkileyici şeyler öğrendiğim bu hayvana herzaman birazdaha fazla yaklaşma arzum artmaktadır .

Son olarak güçlü hafızalarında eğer kötü bir yer edinirseniz bunu siz yıllar sonra zihninizde hiçbir parçasını taşımıyor olacak olsanızda o hayatının son yıllarına kadar cevabını vereceği bir gün olacağını bilerek yaşar .

Hem olabilecek en iyi dost Hem korkulacak en büyük düşman

 

Edebiyatta Kuzgun

* William Shakespeare oyunlarında sıklıkla kuzgunlara yer vermiştir. Othello bunlardan biridir.

* Charles Dickens’ın Barnaby Rudge adlı eserinde Grip adındaki Kuzgun önemli bir karakterdir.

* Edgar Allan Poe’nin şiiri The Raven’de de kuzgun doğaüstü bir haberci olarak kullanılmıştır. Her iki eserde de kuzgunun konuşma gücü çok öndedir.

* Edebiyat alanında Christopher Marlowe’un oyunu “The Jew of Malta” ve Edmun Spencer’ın “The Faerie Queene” adlı eserinde kuzgun uğursuz, karanlık bir obje olarak kullanılmıştır.

* J. R. R. Tolkien’in Hobbit adlı kitabında da kuzgundan bahsedilir.

* Michio Hoshino’nun kitabından : “ Bazen insanlar yardım dilemek için kuzgunu çağırır. Avlanırken kuzguna söylediğimiz şeylerden biri de şudur ‘Tseek’aal, sits’a nohaaltee’ogh,’ bunun anlamı ‘Büyükbaba bana bir bohça bırak’ tır. Yine kitaptan bir kadının iddiası : “insanlar ormanın derinliklerinde özellikle yalnız olduklarında kuzgunu gördükleri zaman onunla konuşuyorlar. Aynı bizim tanrıya dua ettiğimiz gibi onunla konuşuyorlar.”

 

İlker can Karagülle

 
 
 
Whatsapp'tan Yaz
Yardıma mı İhtiyacın Var?
Merhaba,
Nasıl Yardımcı Olabiliriz?