Kılıç: Silahın Tarihçesine Genel bir Bakış

“For all swordsmen, past and present”Ewart Oakeshott


Kuzgun Akademi bünyesinde gelişmesini düşündüğümüz tarihi kılıçlar ile ilgili bölüme başlarken, 30 Eylül 2002 tarhinde aramızdan ayrılan Ewart Oakeshott”a bir saygı duruşunda bulunmayı gerekli görüyorum; kendisi her ne kadar otoriteler tarafından “amatör bir tarihçi” olarak kabul edilse de, tarihi kılıçlar üzerine yaptığı araştırmaların değeri tartışılmazdır. Kılıçlara karşı genç yaşta duyduğu ilgiyi yitirmemiş ve bütün ömrünü kılıçlar üzerine araştırmalar yapmakla geçirmiş, bugün halen başvurulan değerli kaynakları ortaya koymuştur. 1916 yılında doğan Oakeshott, genç yaşta kılıç koleksiyonu oluşturmaya başlamış ve Avrupa tarzı kılıçların sınıflandırılması üzerine yaptığı araştırmalarla bugün halen kullanılan sınıflandırma sistemini ortaya çıkarmıştır.

Kendisinin araştırmalarını benzeri diğerl araştırmacılardan ayıran nokta, kılıcın sadece bir süs nesnesi veya geçmişten kalan bir antika olarak algılanmasından ziyade, elde tutularak, kullanılarak, hissedilerek yaşatılmasını öğütlemesidir; teorik aşamayı uygulamayla birleştirmiştir. 50”li yaşlarında bir tarihçinin tam takım plaka zırh içinde ve elinde kılıçla araştırma yapması her ne kadar o zamanlar tuhaf karşılanmış olsa da, gençliğinden itibaren taşıdığı ve kılıca karşı duyduğu ilgi sayesinde bugün tarihi kılıçların kullanımı üzerine gerçekçi bilgilere sahibiz; Oakeshott sayesinde kılıca ilişkin bilgilerin uygulamalı olarak aktarılmasının yolu açılmış, ayrıca bu süreç içerisinde yanlış fikir yürütmelerden doğan ve çeşitli kılıç türlerinin kullanımlarına ilişkin teorik bilgilerdeki hatalar da, uygulamalı araştırmalar sayesinde düzeltilmiştir. John Clements gibi araştırmacılar onun azminden cesaret alarak tarihi kılıçların uygulamalı eğitimlerine başlamışlardır.

Kuzgun Akademi de, tarihi kılıçlara ilişkin bilginin aktarılmasında uygun yöntemin uygulama ve teorinin birleşiminde olduğunu düşünerek Oakeshott”ın açtığı yolda, çocukça ilgiyi profesyonel bir azim ve araştırmayla birleştirmeye çabalamaktadır.

Tarihi kılıçlar ile ilgili araştırmalarda bize bilgisiyle halen yol gösteren Ewart

Oakeshott”a buradan bir daha şükranlarımı sunuyoum. Umuyorum ki, Oakeshott”ın azminin ve çocuksu ilgisinin birazını ben de gösterebilir, ülkemizde tarihi kılıçlara ilişkin Türkçe kaynak eksikliğini giderme çabamda tatminkar bir sonuç elde ederim.

Giriş

Kılıçlar veya kılıç tarihi hakkında bir uzman olmadığımı belirterek bu makaleye başlamak istiyorum. Bir uzman değilim evet, ancak bu beni etrafımda gördüğüm yanlış bilgileri düzeltmeye çabalamaktan alıkoymamalı diye düşünüyorum: Popüler kültürün, medyanın veya internetin bilgiye ulaşmayı bu kadar kolay hale getirmesi beraberinde değişik sorunlar yaratıyor, yanlış bilgilerin hızla yayılması da bunlar içinde en sık karşılaşılanı.

Devam eden makalede, genel olarak Avrasya bögesinde tarih boyunca kullanılan kılıçlar, tarihçeleri ve türleri hakkında üstünkörü derlenmiş, akademik zenginlikten uzak ancak tarihi ve doğru temellere dayanan bilgiler sunmayı amaçladım. Bunu yaparken de, populer kültürün ve hayalgücünün ürünlerini tarihi gerçeklerden ayırmayı, kılıç hakkında varolan bazı yanlışları gidermeyi amaçlıyorum.

Kılıç Hakkında


Kılıç, günümüzde yazılı veya görsel eğlence türlerinde, filmlerde ve fantezi yazımında sıkça karşımıza çıkan bir öğedir. Buralarda kılıç genellikle savaşçının sembolüdür, bir otorite ifadesidir, kimi zaman kudretli bir büyülü nesnedir, kimi zaman da artistik performansların veya kareografinin bir öğesidir. Peki, günümüzde popüler kültürün karşımıza çıkartıp durduğu kılıcı gerçekten ne kadar tanıyoruz?

En basit biçimiyle kılıç, geçmiş zamanların bir savaş aracıdır; kural veya kanunların günümüzdekinden daha gevşek olduğu ve insan yaşamına farklı bir değerle yaklaşıldığı dönemlerde gerek bireysel, gerekse toplu savunma veya saldırılarda kullanılan en temel gereçtir.

Dünyada metal işleme tekniği geliştiren neredeyse bütün toplumlar -Aztekler istisna olmak üzere- kılıcı geliştirmişlerdir. Metal işleme bilgisi, sadece kılıcın değil, kimi zaman medeniyetlerin kaderini de belirleyen en temel değişkenlerden biridir ve bu bilgiye sahip toplumlar ile olmayanlar arasına kesin bir çizgi koymuştur. Jared Diamond, “Guns, Germs and Steel” isimli kitabında kısaca şu sonuca varır; bazı toplumların başka toplumlara üstünlük sağlama ve onları tarih sahnesinden silme konusundaki başarısı metalürji bilgileriyle doğrudan alakalıdır. Buradan da görüleceği üzere, metal işleme ve onun savaşlardaki doğrudan ifadesi olan kılıç, aslında tarih sahnesinde sıradan bir silahtan daha fazlasıdır, toplumların kaderini çizen bir gereçtir.

Medeni dünyamızda kılıç artık eski önemini taşımıyor olsa da, bu onun değersiz bir süs olduğu anlamına gelemez. Evet, çağdaş ordularda kılıçlar artık belirli rütbelerde subaylara verilen süs eşyaları durumundadır, ateşli silahlar etkinlikleriyle kılıcı gölgede bırakabilirler ancak bu kılıcın rafa kaldırılması gerektiğine işaret etmez. Çünkü kılıç, sadece bir gereç olmaktan öte, dahil olduğu zamanı ve kültürü yansıtan bir aracıdır; tarih boyunca kılıcın kullanıldığı her kültürde kılıcın kullanımı üzerine görgü kuralları oluşturulmuştur, onur ve saygınlık kılıçla birlikte anılan kavramlara dönüşmüşlerdir. Kılıç bir silah olmanın ötesinde çoğu durumda bir simgeye dönüşmüştür; otorite simgesidir, adalet simgesidir ve güç simgesidir; bütün bu sembollerin arasında ise dahil olduğu kültürün izlerini, değer yargılarını taşır. Bu sebeple inanıyorum ki kılıç hakkında daha fazla bilmemiz, daha fazla öğrenmemiz gereklidir; bunu yaparak sadece anlayışımızı arttırmış olmakla kalmayız, kılıcın taşıdığı değerleri, parçası olduğu kültürü de gün yüzüne çıkarmış, sahip çıkmış ve muhafa etmiş oluruz.

Sembolik değerler bir yana, fiziksel yapı olarak kılıç hem çok basit temel öğeleri barındırır, hem de bu basitliğe rağmen inanılmaz bir çeşitlilik sergiler. En basit biçimiyle ele alırsak kılıç 2 ana parçadan oluşur; bıçak ve kabza kısımları. Bıçak kısmının uzunluğu ve yapısı ile kabzanın yapısı kültürden kültüre ve kılıçtan kılıca değişiklik gösterir.

Kılıcın Bölümleri:

Sağdaki şekil, en genel hali ile bir kılıcın değişik bölümlerini gösterir, doğal olarak her kılıç öğesinin Türkçe karşılığı bulunmamaktadır, çünkü Türk kılıç biçimlerinde, Avrupa kılıçlarındaki bazı öğeler bulunmamaktadır veya özel olarak isimlendirilme ihtiyacı hissedilmemiştir.

Avrasya”da Kılıcın Kısa Tarihçesi

Kabul etmem gerekir ki, Avrasya gibi geniş bir coğrafi bölgede, kılıca ilişkin birkaç bin yıllık bir süreci bir kaç paragrafta anlatma çabası yeterli olmaktan uzaktır, ancak genel bir bilgi edinilmesi açısından gereklidir. Burada Avrasya ile kastedilen bölge Britanya adaları da dahil olmak üzere Avrupa, Anadolu, Orta Doğu ve Kuzey Afrika kıyılarıdır. Doğu Asya ile etkileşimler uzun mesafeler yüzünden sınırlı kaldığından ötürü, biraz da konumuzu belirli bir coğrafi bölgede tutmak adına Doğu Asya kılıçlarını makalemiz konusu dışında tutuyoruz. Bunun esas sebeplerinden biri de, Doğu Asya”da kılıç üretiminin Akdeniz çevresindekinden farklı biçimde ortaya çıkmasından ve buna bağlı olarak farklı gelişmesindendir.

İlerleyen bölümde kılıcın tarihçesini Ewart Oakeshott”un yaptığı gibi 3 ana kısımda incelemeyi uygun görüyorum:

* Bronz Dönemi
* Demir Dönemi
-Antik dönem
-Erken Ortaçağ
* Çelik Dönemi (Ortaçağ)

Bronz Dönemi


Gerçek anlamıyla “kılıç” kavramı, bronz üretme ve işleme tekniği keşfedildikten sonra ortaya çıkmıştır. Bronzdan önce kullanılan bakır madeni yumuşak yapısı ve bükülgenliği sebebiyle uzun bıçak gövdeleri üretmeye izin vermediğinden ötürü hançer veya el bıçağından daha uzun silahların etkin biçimde üretilmesi pek mümkün değildi.

Bronzdan yapılan en eski kılıç örneklerine Malatya yakınlarındaki Aslantepe yöresindeki kazılarda rastlanmıştır ve bu örnekler yaklaşık olarak MÖ 3300 yıllarına tarihlenmiştir. Bu dönemde üretilen kılıçlar hançerlerden bir miktar daha uzundu ve bu erken dönem örneklerin gerçekten kılıç sayılıp sayılmayacağı halen kimi tarihçiler tarafından tartışılan bir konudur.

Bronzdan yapılan silahlar birkaç binyıl boyunca Avrasya bölgesinde sıkça kullanıldılar ve bronz işleme bilgisi bu coğrafyada yayıldı. Erken dönemlerde üretilen bronz kılıçlar daha çok saplama amacıyla kullanılmaktaydı çünkü henüz emekleme aşamasındaki metalürji teknikleri sebebiyle savurma amacıyla kullanılabilecek sağlamlık ve uzunlukta kılıçların üretimi halen uzaktı. Bronz-kalay alaşımındaki oranlar zaman içinde değiştikçe, daha sağlam kılıçların üretimi de mümkün oldu ve kılıç boyları uzamaya başladı.

Bronz döneminde üretilen kılıçların tamamı kısa kılıç sınıfına girerler, ancak uzunluktan başka bronz kılıçları sınıflandırmakta kullanabileceğimiz belli başlı örnekler vardır: Xiphos benzeri kılıçlar bir grubu oluştururken Kopis, Makhaira, Kopesh ve Falcata (falçata) benzerleri diğer grubu oluştururlar.

Xiphos

Orta-geç Bronz döneminde üretilen kılıçlar belirgin bir yaprak biçimine büründüler; Akdeniz kıyısı, ortadoğu ve Britanya adalarında bile yaygın olan bu yaprak şekli, bronzun yapısına en uygun kılıcın yaratılmasına olanak sağladı; bıçağın ucuna yakın yerdeki enli ve ağır kısmıyla kesme ve savurmalarda gerekli güç sağlanıyordu ve giderek incelerek sivrilen ucu da batırmalarda kolayca bükülmüyordu. Tahmin edileceği gibi her kültür bu tür kılıçlara kendine has bir isim vermiş olsa da, elimizde sadece Yunan tarihçilerin kayıtları olduğu için bu kılıç türüne Yunanların verdiği isimle, Xiphos olarak hitap edilmektedir. Xiphos biçimi, devam eden demir döneminde de sıkça kullanılacaktır.

Düz kısa kılıçlar hakkında unutulan en önemli noktalardan biri, bu tarz kılıçlar için tek bir kökenin veya çıkış noktasının olmamasıdır. Her ne kadar Xiphos tarzı yaprak biçimli kısa kılıçlar Yunan terimiyle anılsa da, aynı kılıç biçimi İberya (İspanya)  yarımadası ve Birtanya”da dahi, yani Yunan kültürüne çok uzak bölgelerde bile bronz döneminde kullanılmıştır. Bu noktada bu tasarımın kökenini tek bir bölge veya topluma bağlamak ve bunu bilimsel olarak kanıtlamak çok zordur; en basit anlatımla yaklaşık 2000 yıllık (MÖ 3300 – 1300) bir dönemde kılıçlardaki gelişmelerin tek bir kaynaktan çıkmış olması yerine toplulukların birbiriyle savaşarak ve bu sırada karşılıklı etkileşerek bu ortak kılıç biçimini ortaya çıkardıklarını düşünmek daha doğrudur. Bu kılıçların “Xiphos” olarak adlandırılma sebebi Yunan yazılı kaynaklarında bu biçimde anılmaları ve tarihçilerin de yazılı kaynakları, yani bu durumda Yunan kaynaklarını temel almasıdır.

Kopis, Makhaira, Kopesh ve Falcata (falçata)


Kılıç tarihçesinde en sık yaşanan sıkıntılardan biri kılıç türlerini isimlendirme sırasında ortaya çıkar; çoğu durumda birbirine yapı ve kullanım olarak benzer kılıçlar farkı kişiler veya toplumlarca farklı isimlerle anılırlar ve ilerleyen dönemlerde sanki farklı şeylermiş gibi değerlendirilirler. Devam etmeden önce kısaca bu bölümde bahsi geçecek kılıç isimlerinin anlamları ve kökenlerine göz atmak faydalı olacaktır.

Kopis: Antik Yunanca”da “kopto” kökünden ismini alan, tamamen öne doğru eğimli ve Xiphos”tan daha uzun bir kılıç türüdür.


* Makhaira: Antik Yunanca”daki “magh-” kökünden türemiştir. Makharia, çağdaş Yunanca”da bıçak anlamına gelir. Öne eğimli kılıç türüne bir örnektir. Eski yazıtlarda Kopis ve Makhaira eş anlamlı olarak aynı şeyi açıklamak için kullanılmıştır, ancak Makhaira terimi ilerleyen zamanlarda Roma kaynaklarında “kılıç” terimine karşılık olarak kullanılmış ve bu da ilerleyen dönemlerde Kopis ve Makhaira”nın uzmanlarca karıştırılmasına sebep olmuştur.

Yunan tarihçi Xenophon, kayıtlarında Makhaira”nın “süvari için düz kılıçlara kıyasla daha uygun olduğunu” anlatır, burada Xenophon”un bizim Kopis olarak adlandırdığımız kılıcı -Kopis”in daha uzun ve süvariye daha uygun olması sebebiyle- anlatıyor olması büyük olasılıktır, ancak kelime olarak Makhaira”yı kullanmıştır, bu da çağdaş uzmanların eski kaynakları yorumlarken karşılaştıkları sıkıntılara iyi bir örnektir. Günümüzde kılıç uzmanları Kopis ve Makhaira”nın arasındaki esas farkın uzunluk ve kılıcın eğimindeki belirginlik olduğunda hemfikirdirler. Kopis, Makhaira”dan daha uzun ve öne doğru belirgin biçimde kıvrımlıdır, Makharia ise Xiphos”a daha yakın bir eğimde ve uzunluktadır.


Falcata: Falcata (falçata) terimi 1872”de Fernando Fulgosio tarafından İberya bölgesine özgü eğimli kılıçları tanımlamak için türetildi. Falcata terimi Latince”de orak biçimli kılıç anlamnına gelen “ensis falcatus” teriminden türetilmiştir. Her ne kadar bu terimin amacı sadece İberya (İspanya) bölgesine özgü öne eğimli kılıçları tanımlamak idiyse de, günümüzde bu terim maksadını açan biçimde ve bütün öne eğimli kılıçları kapsayacak biçimde kullanılmaktadır. Örneğin Kopis, Kopesh veya Yatağan kılıçları gibi öne eğimli bütün kılıçlar Falcata olarak anılmaktadır ki bu doğru bir kullanım değildir.

Khopesh: Khopesh (kopeş) Eski Mısır”da MÖ 3000 yıllarında kullanılmaya başlanmış bir kılıç türüdür. Çağdaşı kılıçlarından farklı bir gelişim süreci yaşamıştır; normalde kılıçlar ufak bıçakların büyütülmesi ile ortaya çıkarken, Khopesh baltadan gelişerek kılıca dönüşmüştür, bu sebeple Khopesh”in kullanımı kılıçtan ziyade özel bir balta biçimindedir. Khopesh MÖ 1300 civarında, neredeyse Demir silahların yaygınlaşma döneminde kullanımdan kalkmıştır. İsim olarak Yunan Kopis”ine ilham kaynağı olduğu neredeyse kesin gibidir ancak Kopis”e biçim yönünden atalık yapıp yapmadığı tartışmalıdır, ancak kanıtlar Kopis”in Khopesh”ten bağımsız olarak geliştiğine işaret etmektedir. Bir takım kaynaklarda İberya”ya yayıldığı ve daha sonra Falcata”ya dönüştüğü belirtilse de, Falcata”nın atasının Yunan tüccarların bölgeye götürdüğü Kopis olması daha büyük olasılıktır.


Görüleceği üzere, isimlendirme ve köken bulma çabaları antik kılıçlar için her zaman güvenilir biçimde sonuçlanmamaktadır.

Düz kılıçlar sivrilen uçları ve iki tarafı keskin simetrik gövdeleri ile saplama ve batırma amaçlarıyla kullanılabilirken, bundan farklı olarak öne eğimli  kılıçlar tek bir kullanım amacıyla geliştirilmişlerdir; savurma ve kesme hareketleri. Öne eğimli kılıçların tek bir keskin yüzü vardır ve sadece kesme hareketlerinde etkin biçimde kullanılabilirler, fakat bu alanda düz kılıçlardan farkedilir biçimde daha başarılıdırlar. Öne eğimli kılıçlarda kılıcın ucunda bulunan ağır kısım, kılıç tutan kol yana sarkık vaziyette iken yatay düzlemde bileğin aşağısında kalır, kılıcın ağırlık merkezi belirgin biçimde kılıcın ucuna yakın kısmına yerleşir ve bu sebeple savurmalarda düz kılıçların yaratamayacağı bir kuvvet ortaya çıkar. Fakat bu ağırlıklarına ve savurma güçlerine rağmen kullanımları şaşılacak derecede kolaydır. Bu tür kılıçlarda en belirgin sıkıntı, oluşan merkezkaç kuvveti sonucu kıılcın elden fırlama riskidir ancak bunun da üstesinden kolayca gelinmiştir; Yunan Kopis ve İberya Falcata”ların kabzalarının sonunda görülen kıvrımlar, kılıcın elden fırlamasını önlemek üzere çıkıntılı yapıdadır, benzer bir biçimde Yatağan”ın kulak denen kısımları da kılıcın elden fırlamasını önlemek amacıyla büyük tutulmuşlardır.

Yunan tarihçi Xenophon Makhaira”ların (burada aslında genel bir tür olarak öne eğimli kılıçlardan bahsedilmektedir) süvarilerin kullanması için en ideal kılıç olduğundan bahseder, ki bu makul bir yaklaşımdır. Kılıç kullanan süvarilerin saplama hareketi yapmaktansa hızlarından en iyi biçimde faydalanacakları savurma hareketleri yapmaları daha mantıklıdır, buna bir de önce eğimli kılıçların savurmada kazandıkları hız ve güç de eklendiğinde, ortaya oldukça etkileici bir sonuç çıkmaktadır.

Demir Dönemi (Antik dönem – Erken Ortaçağ)

Bronz dönemi boyunca silah üretimi maliyetli ve zor olmuştur, bunun en temel sebebi ise kaynak sıkınıtısıydı; bronz, bakır ile değişik elementlerin alaşımından üretilir, ancak kılıç ve zırh yapacak kalitede bronz üretimi için belirli miktarda kalay kullanılması gerekir. Ancak kalay ve bakır kaynakları genellikle birbirine oldukça uzak bölgelerde bulunurdu ve kaliteli bronz üretilmesi için uzak bölge şehirlerinin iyi ilişkiler kurması ve karşılıklı kaynak alışverişi yapmaları gerekirdi, bu da silah üretimi için ayrılabilecek kaynakların sınırlı olması demekti.


Buna karşın demir cevheri daha kolay ve daha bol miktarlarda bulunabiliyordu ve kullanılmak için başka kaynaklara gerek kalmadan tek başına işlenebiliyordu. Tek sıkıntı ise demir cevherinin işlenmesi için bronzu eritmekte kullanılandan birkaç yüz derece daha yüksek bir ısı ve çok daha büyük ocaklar gerekmesindeydi, bu bilgiye sahip toplumlar kısa zamanda yeterli ısıyı sağlayacak ocakları yapmayı da öğrendiler. Sonuçta ortaya çıkan demir silahlar kalite ve sağlamlık olarak bronz mamüllere kıyasla çok büyük bir üstünlük sergilemiyorlardı, en iyi ihtimalle bronza denk veya biraz daha yüksek bir kalitede silahlar elde ediliyordu.

Demir silahların bronza üstünlükleri sağlamlıkta değil, daha kolay ve daha seri biçimde üretilebilmelerindeydi. Bronz döneminde silah üretimi için ticaret ve siyasi otorite gerekliydi; yani ancak ticaret anlaşmaları ile bronzun yapımına izin veren kaynaklar bir araya getirtilebiliyordu. Buna karşın demir işlemeyi bilen Avrupalı kavimler hızla silahlandılar, kimi araştırmacılara göre Bronz Çağı”nın çöküşüne sebep olan esas etmen demir idi; bu teoriye göre demir silah ve zırhlara sahip kalabalıklar kısa zaman içinde Ege kıyısındaki Miken uygarlığını sonlandırdılar, bu olayın tetiklediği zoraki göç ve çatışmalar, akdeniz çevresinde Bronz çağının çöküşüne sebep olmuştur.

Demir dönemini 2 ana bölümde incelemek mümkündür; Antik Dönem ve Erken Ortaçağ.

Antik Dönem

Demir silahlar Antik dönemde Bronz dönemi tasarımlarının devamı şeklindeydi. Xiphos ve Kopis”ler artık demirden yapılıyordu ancak biçimleri aynı kalmıştı.

Antik dönemde kılıç kullanımında, özellikle Hellenistik kültürün yayılmasıyla, belirgin bir azalma gözlenir. Bu dönemde artık mızrak kullanımı baskındır ve kılıç, mızrağın kırıldığı veya düşman birlikleri ile göğüs göğüse çarpışıldığı durumlarda başvurulan bir yedek silah olarak ikinci plana itilmiştir.


Hellen etkisinin azaldığı dönemde, Roma devleti Akdeniz”de etkin bir güç olarak kendini göstermeye başladığında kılıç kullanımı da değişmeye başlamıştır. Erken dönemlerde Roma askerleri tıpkı Hellen benzerleri gibi uzun mızrak ve kalkan kullanarak ve belirli bir formasyonda savaşmışlardır. Ancak diğer italyan yerlileri ile olan mücadeleleri Roma”ya esnek taktiklerin ve uyum sağlayabilmenin önemini göstermiştir, bu yaklaşım ilerleyen dönemlerde Roma”nın karşılaştığı ve değerli bulduğu her türlü silah, zırh ve taktik öğeyi benimseyip kendine uydurmasına sebebiyet verecektir. Kılıçların gelişimi açısından bakıldığında Gladius ve Spatha bu yaklaşımın sonucu olarak ortaya çıkmışlardır.

Gladius

Gladius Latince”de kılıç anlamında kullanılan pek çok terimden biridir. Genel kanının aksine gladius “gladyatör kılıcı” anlamını taşımaz. Tam tersine “gladiatores” (gladyatör) kelimesi “gladius taşıyan” (kılıç taşıyan) anlamındadır ve gladius”tan türemiştir. Gladius yaklaşık olarak 65-69 cm bıçak uzunluğuna, 5 cm bıçak genişliğine sahip tek elle kullanılan bir kısa kılıçtır, kesme ve saplama için uygundur.

Gladius”un Roma ordusunda kullanılan ilk türlerine “Gladius Hispaniensis” denir ve varsayıma göre İberyalı savaşçıların kullandığı bir kılıç türünden örnek alınmıştır. Ancak Gladius”un kökenine ilişkin bu açıklama tartışmalıdır: Gladius kesin olarak Kartaca ile yapılan Pön Savaşlarından (Punic wars) önce kullanılmaya başlanmıştır, yani Kartaca”nın ordusunda bulunan İberyalılarla karşılaşmadan önce. Tarihi kaynaklara göre ise Roma ordusu Pön Savaşlarından önce İberyalılar ile karşılaşmış olamaz ki bu da Gladius Hispaniensis”in doğrudan doğruya İİberyalılardan alındığı fikrine gölge düşürür. Buradan yola çıkılarak yapılabilecek bir açıklamaya göre ise, Roma”lılar kuzey İtalya ve Alpler”de karşılaştıkları Keltlerden bu tasarımı almışlardır ki bu açıklama daha mantıklıdır. Gladius “Hisaniensis” tanımlaması ise ilerleyen dönemlerde, başka başka Gladius türevlerinin yaygınlaşması sonucu bu orjinal biçimin karıştırılmaması için verilmiş olabilir.



Gladius”un kullanımı, Roma ordusunun savaş taktikleriyle uyumludur; birlikler düzgün saflar halinde kalkanları (scutum) önde düşman birliğiyle yakın temasa girecek biçimde ilerlerler, kalkanları ile darbeyi karşılayıp Gladius”lar ile kalkanın üstünden veya yanından kısa saplama veya kesme hareketleri yaparlardı. Gladius”un  yapısı, hem sağlam ve güvenilir bir kılıç olmasını hem de kısalığı sayesinde yakın dövüşlerde kolay kullanılmasını sağlıyordu. Bu sebeple bazı ufak değişikliklere rağmen temel Gladius biçimi Roma tarafında uzun süre kullanılmıştır.


Spatha

Devamlı olarak germen kabilelerle savaşan Roma, bir noktadan sonra yardımcı birlikler (auxiliaries) adı altında bu germenleri kendi ordusunda görevlendirmeye başladı. Bu yardımcı birlikler zaten savaşçı bir kültürden gelmekteydiler ve çoğunun halihazırda kendi kılıcı vardı. Bu kılıçlar Roma”nın kullandığı Gladius”lardan belirgin biçimde daha uzundu ve Kelt uzun kılıcı dediğimiz türdeydiler. Uzun süre boyunca bu yardımcı birliklerin Roma ordusunda görev alması sonucu zamanla bu kılıç biçimi Roma ordusunda latin kökenli askerlerde de görülmeye başlandı.


Spatha kelimesi Latince”de özel olarak uzun kılıcı tanımlamak için kullanılmıştır ve günümüz Avrupa dillerdeki kılıç kelimesinin kökenini oluşturmuştur: İtaylanca: Spada, Fransızca: Épée, İspanyolca: Espada bu örneklerden bazılarıdır. Aynı zamanda günümüzde kılıçlarla ilgilenen bilim dalının adı olan “Spathology” de adını Spatha”da almıştır.

Spatha, yaklaşık 75cm ile 90cm arası bir uzunlukta, biçim olarak sivri uçlu, düz yapıda ve iki tarafı keskin tek elli bir uzun kılıçtı. Spatha söz konusu olduğunda kesin bir biçim, uzunluk veya belirgin tasarımsal öğelerden bahsetmek zordur. Bunun sebeplerinden biri, Roma ordusunun kendi ürettiği silah ve zırhlarda yönergeler ile tanımlanan tek tip tasarımlar kullanmasına karşın, Spatha”nın dağınık ve çok çeşitli germenler tarafından değişik tarzlarda ve kişisel dekoratif farklarla üretilmesindendir. Spatha”nın yaygınlaşması kimilerine göre Roma”nın zayıflama işaretlerinden biridir; artık eskiden yapıldığı gibi tek tip gereç kullanımı bitmiş, germen yardımcı birlikler kendi tarzlarında silahları serbestçe kullanmışlardır. Buna ek olarak kimi germen kılıç üretim bölgeleri hem Roma”ya hem de başka germenlere kılıç üretmiş ve bunu yaparken de kılıçlarda çeşitlilik yaratmışlardır.

Spatha, Roma”nın dağıldığı kavimler göçü sırasınca ve sonrasında Avrupa”da en sık kullanılan kılıç türü olarak kalmıştır  ve ilerleyen dönemlerde ortaya çıkacak olan Viking, Norman ve Avrupa uzun kılıçlarının atasıdır.

Erken Ortaçağ

(devam edecek)

Çelik Dönemi (Ortaçağ)

(devam edecek)

Kaynakça


* Ewart Oakeshott, The Archeology of Weapons: Arms and Armour from Prehistory to the Age of Chivalry, Boydell Press, 1960. ISBN 0-486-29288-6
* Ewart Oakeshott, Sword in Hand Arms & Armor, Inc, 2000. ISBN 0-9714379-0-4
* Jared Diamond, Guns, Germs, and Steel: The Fates of Human Societies, W.W. Norton & Co, 1997. ISBN 0-393-06131-0
* Tarassuk & Blair,The Complete Encyclopedia of Arms and Weapons, 1979.
* F. Quesada Sanz: “Máchaira, kopís, falcata” – Homenaje a Francisco Torrent, Madrid, 1994, pp. 75-94.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Whatsapp'tan Yaz
Yardıma mı İhtiyacın Var?
Merhaba,
Nasıl Yardımcı Olabiliriz?